on 25 Şubat 2011
"Bazen bir düşten uyanır gibi hayatımdan uyanmayı bekliyorum; ama inan, sözünü  ettiğim ölüm değil gene." (Aslı Erdoğan)


All that we see or seem
Is but a dream within a dream.
(Edgar Allan Poe)

Yıllık Yazısı

on 20 Şubat 2011
1000 kelimenin geçilmiş olmasının yarattığı çaresizlik halidir.
Kimden kırpmak, neleri çıkarmak, tümden mi almamak sorularının bilinememe durumudur.
Hangi sıraya koymak, onu üste alsam diğeri bozulmasa düşüncesidir.
Acaba herkese aynı şeyi mi yazıyorum hissinin üst sınırlarıdır.
Sonunda pes etme halidir.
on 06 Şubat 2011

" So goodnight moon
I want the sun
If it's not here soon
I might be done
No it won't be too soon 'til I say goodnight moon .. "

Sakalım yokki...

on 11 Ocak 2011

Hürriyet'in haberinden: 
" TAPDK’nın yeni yönetmeliği, alkollü içki reklamı ve satışına ilişkin kısıtlamalar getirirken, belirsizlikler nedeniyle sektör tedirginlik yaşıyor. Uzmanlar, “Belediyeler içkili mekânları şehir dışına itiyor. Yeni yönetmelikle şehir dışındaki ve yol kenarındaki tesisler de içki ruhsatlarını kaybedebilir” dedi.
...
Yılbaşı sepetlerine içki koymak yasak, bedelsiz içki sunumu yok
Rakı-balık, rakı-meze, şarap-yemek uyumu vb. her türlü içki ve yemek görselinin bir arada kullanılması yasak. Bu yasak nedeniyle, restoranların ekonomiyi canlandırmak için yaptıkları restoran haftaları, tadım günleri gibi etkinlik duyurularında içinde içki ve yemek olan menüler kullanılamayacak, özel şarap- yemek geceleri yapılamayacak.
Boğaz’da, deniz kenarındaki bir restoran kendi tanıtımını yapmak için, üzerinde içki servislerinin olduğu bir yemek masasını veya hangi içkileri sunduğunu ne müşterilerine ne de yerli-yabancı turiste tanıtamayacak.
Bakkalda gofretle rakı yan yana konulamayacak. "
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/16730038.asp

Ben size dememiş miydim?
(
 
http://borderlessdreamer.blogspot.com/2010/09/alkollu-kokteyl-olur-mu-cok-ayp.html )
Tophane'de sanat galerilerinde içki içiliyor diye yaşananlar normal değildi. Bunun geleceğini biliyordum; ama ben bile bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum.

Adım, adım İran'a...

Stuck in the middle

Care to see my reason?
Care to put your life in mine?
Looking at life from the perspective of a boy
Who's learnt to love you but has also learned to grow.
Could we make it better, stormy weather?
So I don't know.


Is there anybody home?
Who will believe me, won't deceive me, who'll try to teach me?Is there anybody home?
Who wants to have me, just to love me?
Stuck in the middle.
on 10 Ocak 2011
Dershane olmamasının zevkini bile çıkaramadım bu haftasonu. Ne Cuma akşamı ne de dün akşam rahat uyuyabildim. Hep bi kabusla nefes nefese uyanma durumundaydım. Cumartesi akşamı en azından kızlar bizdeydi. Onlar da gelmese kafayı sıyırmış olurdum herhalde. Neyse garip garip kabuslar görüyorum işte hep. O yüzden güne zaten keyifsiz başlıyorum. Ayrıca son denemelerim o kadar kötü ki İstanbul içinde okuyabileceğimden şüphe etmeye başladım. Üstelik ilk sınava sadece 3 ay kaldı. Ya kazanamazsam? Ya istediğim bölüm olmazsa? Ya önümdeki 4 yılıda lisedeki gibi mutsuz geçirirsem? Ya 4 yılın sonunda elimde sadece boş bir diploma olursa? O kadar karışık ki kafam.

Hee bi de bütün bu iğrenç kabusların üstüne tüm gün kendime ders yapma konusunda baskı yapıyorum. Ama çok kısa sürelerle konsantre olabiliyorum. Tam gece oldu yapacağımı yaptım artık biraz uyuyim dediğim sırada bir arkadaşla yaşanan tartışma, bu haftasonuna koskocaman son noktayı koydu. 
Evet efendim, böyle güzel haftasonunun üzerine bir bardak soğuk suyu afiyetle içiyorum.

Aslında şu an daha çok yazma potansiyelim var çünkü; tartışma sayesinde, içimde saklı olan sinir, kavga, dayak, şiddet vb. vahşi duygular dışarı çıkmış durumda.
Aynen şunu yapmak istiyorum mesela kendime: 


(Suç sende değil; ama anlaşamıyoruz. Ciddi anlamda anlaşamıyoruz. Ben sadece şaka yapmışken, sen 1 "buçuk" günleri hesaplıyosun, ve o yüzden seni cezalandırdığımı falan sanıyosun. Gerçekten üzülüyorum. Keşke olmasaydı hiç böyle şeyler.)

Her neyse kafam zaten kazan gibi. En iyisi uyumak, yarın ki İspanyolca sınavından alnımın hakkı ve teriyle şöyle güzeel bir "1" almak ve tıpış tıpış eve dönüp, ertesi günki sınava çalışmaya çalışmak...
"Güzel günler" beni de bekler misin?

İyi geceler size... (Umarım bende kabussuz bir uyku geçiririm.)

Can't decide.

on 09 Ocak 2011
Am I, a part of the cure, 
Or am I part of the disease?


Galiba yoruldum, Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar, Kendime kalbimi kanıtlamaktan, Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan, Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Can Yücel




on 08 Ocak 2011
senin için 'ölürüm' dedi ,
'benim için zaten öldün' dedim.
cesedini alıp çıktı. - 
küçük iskender

"Aşk yok, artık yok
ama zamanla alıştım."-
Teoman

Growing up...

on 04 Ocak 2011
Tired of living in this modern land
Too many ideals to meet with its demands
Tired of looking for sympathy
Got to learn to stand on my own two feet

Faith, Hope, Love
Be Enough!




Kendi Kendimi Sorgulamalar

on 03 Ocak 2011
Bu aralar kafam karışık. Bütün problem bu. 



"gözü döner adam asar
sonra mars'ta hayat arar
canlı yayında şeytanlar

bir melek, bir şehir, bir dünya var mı?
bir insan, bir güzel, hala aşk var mı? " Redd

Olmalı mı olmamalı mı? 

Yoksa hiç değişmemeli mi? 
Ama ben değişmezsem, 
Ben olamam ki 

Görmeli mi görmemeli mi? 
Yoksa hiç bakınmamalı mı? 
Ama ben bakınmazsam, 
Hiç göremem ki 

Sevmeli mi sevmemeli mi? 
Yoksa hiç beğenmemeli mi? 
Ama ben beğenmezsem, 
Hiç konuşmam ki 

Bilmeli mi bilmemeli mi? 
Yoksa hiç öğrenmemeli mi? 
Ama ben öğrenmezsem, 
Hiç olamam ki " Bülent Ortaçgil

Used to.

on 28 Aralık 2010



But you know,
I don't believe you,
I never will.

Alcohol :)

on 13 Aralık 2010
"To alcohol! The cause of - and solution to - all of life's problems."Homer Simpson

Azıcık okuyunuz be gençlik!

on 30 Kasım 2010


Pink Floyd'u bilmeden balesine gidenlerden misiniz?
200 küsür lirayı basıp "kültür kuşu" tavırlarıyla salondaki yerinizi aldınız dimi?
Hadi hadi kabul edin, inkar etmenin yararı yok. Gördüm hepinizi.
(He pardon birinizi görmedim; ama sağolsun bizi Facebook statüsünden bilgilendirdi o da. Kapalı bi şekilde: "Bastım parayı, gittim baleye canım, çüüz!" dedi. Duydum.)

Ama önce biraz okuyun.

Mesela bir arkadaş demiş:
pink floyd bir muzik grubundan cok bir isyanin disa vurumudur, yasam felsefesidir. herhangi bir madde kullanmaya gerek kalmadan ucmayi saglar. progressive rock denince akla gelen ilk gruptur. 1965 yilinda ingiltere'de kurulmustur. her ne kadar bazi sorunlar yasalar da, buyuk acilar cekseler de ruhani olarak varlıklarını sürdürmektedirler. ayrica gelmis gecmis en onemli sarkilar arasinda wish you were here yerini sarsilmaz bi sekilde sabitlemistir."

http://www.medyasozluk.com/sozluk.php?process=word&q=pink%20floyd

Ya da ödevlerin vazgeçilmezi, internetin biriciği :


http://tr.wikipedia.org/wiki/Pink_Floyd

Everybody dance now!

on 25 Kasım 2010

Şu aralar hiç olmadığım kadar 'kop kop' modundayım. (Sanki Silv'den bir mikrop bulaşmış gibi.)
Allahtan sınav haftasında değiliz yoksa bütün güzel notlarım yerin dibini bulurdu.
Çünkü bu pırpır iç organlarımla -özellikle kalbimle- ders çalışmam imkansız. (İtiraf ediyorum, 3 gündür ÖSSye ve okula dair hiç bişey yapmadım!)
Eve gelince ya bişeyler okuyorum, müzikle kendi kendime kopuyorum ya da Cem Yılmaz izleyerek pırpırlığımı biraz azaltıyorum.
Zaten o kadar enerji harcayınca 12 de uyuya kalıyorum.

Elde var bol enerji, sıfır ders!

Happy Birthday to Us!

on 23 Kasım 2010
Yazmaya başlayalı 1 yıl olmuş, vay be!
Koskoca bir senem buraya sıkışıp girmiş...

Bu güne kadar hep bölük- pörçük ve biraz üstü kapalı yazdım. Ama hep hissettiklerimi yazdım. Düşüncelerimi değil işte, bazen aşırı sinirli, bazen aşırı mutlu olduğum anlarda ya da fazla düşünceli...
Diyorum ya aşırılıklarla doldurdum sadece.
Bu yüzden belki bazınızı kırdım (tanıdıklarımı), bazılarınıza 'bu kız kafayı yemiş galiba' dedirttim (tanımadıklarıma) ama sonuçta burası "aşırı duygular ülkesi" benim için. Alice Harikalar Diyarı ve Peter Pan'ın geldiği yerin karışımı gibi...

Uzun vadede gerçek duygularımla değil; ama anlık patlamalarımla dolu. O yüzden lütfen çok dikkate almayın, beni mazur görün :)

Borderlessdreamer, iyisiyle kötüsüyle bi yıl geçirmişiz ya.. Helal olsun bize!
on 20 Kasım 2010


“İyi bir kalça sahibi olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkede, hiçbir şey daha iyiye gitmez.” 

Can Dündar

the whole truth and nothing but the truth

A soft voice asked in the dark room:
"What are you thinking right now? Just tell the truth.."
in a way that my dad usually does,
everytime I get lost in thoughts.

A tumble.
I'm awake in the dark room.
"Like what?" I ask,
tricks of gaining time...
And right after, like a child,
"You say first!"

"I'm having fun."
A relief.
"Also I do." 
A smile.

We'll never be as young as we are tonight -Chuck Palahniuk

Perfect Symmetry

on 16 Kasım 2010

This life, is lived in perfect symmetry

What I do, that will be done to me

Write page after page of analysis

Looking for the final score...tumblr_ktjdql5jSn1qa6yl7o1_400_large

on 14 Kasım 2010
"O kadar çok şey öğrenmiştik ki,

düşünecek zamanımız kalmamıştı." 
Chuck Palahniuk



But I'm not the only one!

on 09 Ekim 2010

John Lennon - Imagine
Yükleyen braindamage33. - Diğer müzik videolarına göz atın.

Happy 70th  birthday John Lennon!

"You may say I'm a dreamer,
But I'm not the only one..."

Alkollü kokteyl olur mu!? Çok ayıp...

on 22 Eylül 2010
Tophane'de sanat galerilerine yapılan saldırının nedeni İstanbul valisi tarafından "trafik tıkanıklığı nedeniyle oluşan gerginlik" olarak tanımlandı. "İçki ülkemizde yasak değildir." açıklamasını yapan başka bir milletvekili ise bana "sağolasın" dedirtti. "Yasaklanabilir aslında; ama şimdilik yasak değil yani, ondan haklısınız." anlamı var altlarında bir yerde...
Saldırılan galerilerden biri de OUTLET// İhraç Fazlası Sanat 'tı.
Bu olaylara inat, JAKUP FERRI'nin "Çekirdek instead of Leblebi" sergisine gidilmeli, görülmeli, istenilirse bir bardak alkollü içki afiyetle içilmeli.

Şerefe!


Filmekimi yaklaşırken...

on 18 Eylül 2010
Eylül'ün ortasına geldik bile...
Dershanede hızlandırma programı bitti ve 2 gün sonra okul açılıyor -ki ben daha ödevlerime dokunmadım.
Bütün bunların üzerine evde tembel tembel oturup film izliyorum.
Dün akşam, çizgi romanını daha önce okuduğum ama filmini izlemeye bir türlü fırsat bulamadığım Persepolis'i izledim. ( 
http://video.google.com/videoplay?docid=4101360219660730929# )
Az önce de Beatles'ların "A Hard Day's Night" ını bitirdim. ( 
http://video.yandex.ru/users/pugachev-alexander/view/691/user-tag/clip/ )
Şimdi Shawshank Redemtion'la tembelliğe devam edicem :)

Fear can hold you prisoner. Hope can set you free.
Hee bu arada dediğim gibi Filmekimi'ne de az kaldı.
Bakın bakın -->  
http://filmekimi.org/

Piedra Irmağının kıyısında...

on 16 Eylül 2010
Çocuk masallarında, prensesler kurbağalara öpücük verir ve kurbağalar prenslere dönüşür. Gerçek yaşamdaysa, prensesler prensleri öper ve prensler kurbağaya dönüşür.

Queen vs. Bengü mü? Beni güldürmeyiniz.

on 12 Eylül 2010
Bunu durup düşünen, hatta utanmayıp "Bengü!" diyen arkadaşlarım, hayatımdan uzak durun!
12 dev adamla finale adım attığımız şu güzel cumartesi gecesini mahvetmeyin!
Kanser denilen meret yüzünden aramızdan ayrılan efsanevi insan Freddie Mercury'nin kemiklerini sızlatmayın!

Allah sizi bildiği gibi yapsın emi!
Haydin, "hayır"lı pazarlar olsun inşallah!
Çok ünlemli bir yazı oldu; ama bitirmeden önce:

Kalbimdesin Freddie Mercury!

Dershane günleri, bizim evin halleri

on 24 Ağustos 2010
İşte tüm sene boyunca gelmesini beklediğim o 2 aylık tatil bitti bile... Nasıl geçti ve bitti anlamadım ki!
Hep zaten güzel şeyler, hemen bitiverir. 40 dakikalık dersler bitmek bilmez, 10 dakika tenefüste koştura koştura bi şişe suyu bile zor alırsın. Hep ama hep böyledir işte.

Dershanem başlayalı 1 hafta oldu. Hedeflerim yüksek olduğu için şimdilik moralim yüksek. Tek sorun uyanmak. Çünkü şu son günlerde uyku sineği tarafından ısırılmış gibiyim. Bir dış etken tarafından dürtülmedikçe, tüm gün uyuklamaya oldukça meğilliyim- ki yapmadım şey değil! Her neyse; işte bu yüzden, dandirik cep telefonum, i-podum, eve temizliğe gelen abla, annem, babam, ev telefonları dahil pek çok farklı cisim, beni uyandırmak üzere programlanmış durumda. Hatta ve hatta, yalnızca sabahın o yakıcı güneşi salonun koltuklarına geliyor diye, 1 haftadır yeni yatağım salon koltuğu olmuş durumda.

Şimdi uykum yok mesela... Ama yatmam gerek çünkü; sabahları "10 saniye arayla çalmaya başlayan alarmlara rağmen kafamı yastığa gömüp, uyumaya devam etmek" gibi bir düşünce aklımdan geçmiyor değil...

Hayırlı ramazanlar, banada güzel uykular.

Hee bu arada buradan Çeşme'deki B.B'ye sevgiler :) ( Bakalım oralardan da beni takip ediyo musun?)

Öpüldünüz.
on 18 Ağustos 2010


Whatever tomorrow brings, I'll be there,

With open arms and open eyes.

Yalnızlık Paylaşılmaz...

on 16 Ağustos 2010
"Yalnızlık içsel bir şeydir, taşkınlık da onun dışavurumlarından biridir." dedi Aslı Erdoğan, 'Kabuk Adam' kitabında...
İçinde yalnız olan, ama dıştan taşkınlık yapan, gülüp eğlenen bir benim sanırdım. Ama ben, sen hatta Aslı Erdoğan bile böyleymiş. Gördün mü?

"Yalnızdım. Zaten her zaman yalnızdım. Bir süre onunla birlikteyken yalnız değilmişim gibi davranmıştım, ama öyleydim."

Yalnızız, hepimiz. Kabullenmek istesenizde, "hadi be ordan!" deseniz de ekrana doğru, ya da "melankolik bu kız be, amaan!" diye umursamaz tavırlara bürünseniz de; gerçek işte.

Paylaşılır sanmıştım bir de ben bu herkesin içindeki yalnızlık, Özdemir Asaf'a inat. "Paylaşırım ben!" diye tutturmuştum, omuz sallamıştım. "Banane! Banane!"

Özdemir Asaf'tan özür dilerim. Paylaşılmaz işte, olmaz. Kimse bilmiyor içinden düşündüklerini. Ne kadar yazsan, çizsen fark etmiyor. Satırların arasını yanlış okuyor karşındaki, çizdiklerini katlayıp cebine koyuyor bir anaokul faaliyetiymiş gibi.


"Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.

Bir düşünde beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz."



An-neseseri

on 09 Ağustos 2010

Evet, hepsini ben yaptım.
Evet, birazcık sıkıldım.
Garip ve gereksizler, biliyorum.
Ama seviyorum!

Twitterlandım, kuş gibi şakıycam!

Bugün can sıkıntısından ben de bi Twitter kullanıcısı oldum hatta ilk 3 tweetimi bile girdim.
Çok gururluyum. Dershane başlayana kadar her türlü boş işi denemeye kararlıyım.
May neym is Bond,
boş işler müdürü Bond.


İşte ilk tweetlerim : 
( ne bu ya ilk çocuklarım falan gibi bi hava yarattı bende niyse...)
1- Öksürmekten sıkıldım, kim benim yerime devam etmek ister?
2- Ntv'de "çölde hayatta kalmak"la ilgili bilgi veren adam, sen nesin? Ayrıca canlı canlı çekirge yemeni izlemek psikolojimi bozmuş olabilir.
3- Annemin tatilden döndüğü anda, sanki birikmiş işleri yetiştirmesi gerekiyormuş gibi panik bir durumda, evi toparlamaya başlaması...

Ve cik cik cik..
.

on 08 Ağustos 2010
Evde tek başıma televizyon izlerken niye hep karşıma güzel korku filmleri çıkar ki?

All I Need

on 06 Ağustos 2010
All I need is a Coldplay concert right now.
where I can loose control and just get lost,
even though every door I ever tried was locked,
their music will guide me home and try to fix me...

Coldplay, come to Turkey,
And fix me.

Senin yerine Emre Aydın...

on 31 Temmuz 2010
Telefonumun hafıza kartındaki şarkıları gözden geçirip çok dinlemediklerimi silerken, Emre Aydın senin söylemiş olman gereken şeyleri söyledi bana.
"Sana boşuna umut vermek istemem
Çağıran bir şeyler var hep
Beni uzak şehirlerde
Bana ait bir şeyler var
O sert gülüşlerde
Sen yine olduğun gibi kal
benim için sakın değişme
Giderim bugun ha yarın hareket vakti gelince
Sen yine olduğun gibi kal
misafirim bu şehirde
Bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince"

Rol icabı (yani sevgili olarak) bunları söylemeliydin en azından bana. Ama hangisi rol, hangisi yalan, hangisi gerçek seçemez hale geldikten sonra, ne dersen de anlamsız zaten benim için.

Emre Aydın'ın sözleri de kabulümdür. Hadi yolun açık olsun 3 Ekim'de. ( O zaman yazmıycam biliyorum; o yüzden şimdiden söyliyim dedim hazır konu açılmışken.)

111th.

on 30 Temmuz 2010
But I have no doubt; one day the sun will come out.

4733182120_26b99aae51_z_large

on 28 Temmuz 2010


Darkness, darkness,
Long and lonesome,
Ease the day that brings me pain.
I have felt the edge of sadness,
I have known the depth of fear.
Darkness, darkness, be my blanket,
Cover me with the endless night,
Take away, take away the pain of knowing,
Fill the emptiness of right now.

Ekşi Ekşi

on 24 Temmuz 2010
Belanı aramak ( yani looking for trouble!)  :

  1. fevri davranislar sergileyerek, cevreyi; sozlu, yazili, fiziksel, vs.gibi metotlarla rahatsiz etme eylemi.
  2. dunyanin en kolay islerinden biri
  3. bünyenin "bir araba sopa yeme" istemini tatmin için girisilen eylem. depresif fizyolojinin bu uktesi "ola ki arada bi iki tanesini de indiririm" düsüncesiyle hareketlenir. buradaki niyet; "titremek ve kendine gelmek" halinin ayari kaçirilmis bir yorumundan ibarettir..
  4. ülkemizde herkes macera ve özgürlüğün tadını yaşamakta olduğundan,burada aranıp bulunan belanın da amerikan teen slasher tadında gayet entellektüel bir ortamda,modern bir biçimde vuku bulacağını zanneder,oysa ki burada olay başladığı gibi türk usulü ekmek bıçağıyla noktalanır..burada bela aramak hayvan aramaya benzemez..
    kimse "hey ahbap belanı mı arıyorsun"demez..ulan bir sor adam arıyor mu aramıyor mu?

Belamı arıyosam, belam sen misin? Peki seni zaten bulmuştum, niye tekrar ariyim ki?
Ve bu bi çelişki midir?

Üçünü istiyorum :)

Bu mudur lan?!

on 15 Temmuz 2010


Bu aralar pek bir "Nil Karaibrahimgil" hissediyorum kendimi, farketmişsinizdir.


Modern zamanlarda aşk buharlaşıp uçmuş mudur?
Bu mudur?

The last drop makes the cup overflow.

on 12 Temmuz 2010
How do you know when how much is too much?
Too much information, too much fun, too much love, too much to ask... 
And when is it all just too much to bear? 
 

Borderless Dreamer Design by Insight © 2009