on 13 Aralık 2012


"And the memory's of a child with your foot prints running wild
I don't want to let you be but I want you to be free
Just remember as you go that I'll always hold you close
Keep a room for your return with all the lessons you might learn

And it makes me sad again, cause it's been so long
When the rain pours down again, just like summer, I'll be gone

But I'll be back again"

Ayrılık Sevdaya Dahil - Attila İlhan

on 10 Aralık 2012
açılmış sarmaşık gülleri 
kokularıyla baygın 
en görkemli saatinde yıldız alacasının 
gizli bir yılan gibi yuvalanmış 
içimde keder 
uzak bir telefonda ağlayan 
yağmurlu genç kadın 

rüzgâr 
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları 
mor kıvılcımlar geçiyor 
dağınık yalnızlığımdan 
onu çok arıyorum onu çok arıyorum 
heryerinde vücudumun 
ağır yanık sızıları 
bir yerlere yıldırım düşüyorum 
ayrılığımızı hissettiğim an 
demirler eriyor hırsımdan 

ay ışığına batmış 
karabiber ağaçları 
gümüş tozu 
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar 
yaseminler unutulmuş 
tedirgin gülümser 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar 
her an ötekisiyle birlikte 
herşey onunla ilgili 

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar 
gittikçe genişleyen 
yakılmış ot kokusu 
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte 
yansımalar tutmuş bütün sâhili 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 

yalnızlık 
hızla alçalan bulutlar 
karanlık bir ağırlık 
hava ağır toprak ağır yaprak ağır 
su tozları yağıyor üstümüze 
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır 
eflatuna çalar puslu lacivert 
bir sis kuşattı ormanı 
karanlık çöktü denize 
yalnızlık 
çakmak taşı gibi sert 
elmas gibi keskin 
ne yanına dönsen bir yerin kesilir 
fena kan kaybedersin 
kapını bir çalan olmadı mı hele 
elini bir tutan 
bilekleri bembeyaz kuğu boynu 
parmakları uzun ve ince 
sımsıcak bakışları suç ortağı 
kaçamak gülüşleri gizlice 
yalnızların en büyük sorunu 
tek başına özgürlük ne işe yarayacak 
bir türlü çözemedikleri bu 
ölü bir gezegenin 
soğuk tenhalığına 
benzemesin diye 
özgürlük mutlaka paylaşılacak 
suç ortağı bir sevgiliyle 

sanmıştık ki ikimiz 
yeryüzünde ancak 
birbirimiz için varız 
ikimiz sanmıştık ki 
tek kişilik bir yalnızlığa bile 
rahatça sığarız 
hiç yanılmamışız 
her an düşüp düşüp 
kristal bir bardak gibi 
tuz parça kırılsak da 
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı 
hâlâ kıpkızıl gülümseyen 
-sanki ateşten bir tebessüm- 
zehir zemberek aşkımız
on 16 Kasım 2012
"The unreal is more powerful than the real. Because nothing is as perfect as you can imagine it. Because its only intangible ideas, concepts, beliefs, fantasies that last. Stone crumbles. Wood rots. People, well, they die. But things as fragile as a thought, a dream, a legend, they can go on and on. If you can change the way people think. The way they see themselves. The way they see the world. You can change the way people live their lives. That’s the only lasting thing you can create."

on 15 Kasım 2012
aşk insanı acıktırır
aşk insanı bir ölüme susatıyorsa aşk diye anılır


on 10 Kasım 2012
"İki elini boynuma dolamıştı; bir deniz kazasında bile bir şeye bu kadar sıkı tutunamazdı. Ve onu kurtarmamı mı, yoksa onunla birlikte boğulmamı mı istediğini anlayamıyordum."


on 08 Eylül 2012
ufuktan martılar dökülüşür
denizin gözü kanlanmıştır
içimdeki volkan uyanmıştır
istanbul külrengi yıkanmıştır
ben yalnızlığımı giyinirim
suna su hayallerini giyinir
ellerine eylül bulaşır
kalbini bir yerlere koyamaz
düşünür düşünür düşünür
-Attila İlhan


En yakınlarım uzağa giderse, uzaklar kısalır mı?

on 24 Ağustos 2012


Sevdiğin kişiye iyi bak,
İhtiyaç duyduğun kişiye iyi bak,
Sana en çok ihtiyaç duyana,
Evden uzak olan birine, ruhunu dolduran birine iyi bak.


Çilek tadında yalnız bir gündü bugün.

on 23 Ağustos 2012



Evde yalnızdım.
Mutlu uyanmıştım.
Odamı topladım.
Ben mutfakta şunları yaparken hep bunu mırıldandım.
"And the sun in the arms of love..."





on 22 Ağustos 2012


uzak düşmüşüm, kendimden, aklım fikrimden;
çaresiz sürükleniyorum,
bilerek peşinden...
yalnız kendine inkarın,
sadece senden kaçarsın;
halin ele verir, anlamazsın.


on 21 Ağustos 2012
"Dakikalarımızın sayılı olduğunu biliyor ama saymaya cesaret edemiyordum, tüm bunların nereye doğru gittiğini biliyor ama kilometre levhalarını okumak istemiyordum. Dönüş yolunu bulmak için ekmek parçalarını, kasten, bırakmadığım günlerdi; yedim onları."

"O geldi. O gitti. Başka hiçbir şey değişmedi. Ben değişmedim. Ama yine de hiçbir şey aynı olmayacak."





Voyage au bout de la nuit.

on 16 Ağustos 2012
"İçimdeki her şey ardında dipsiz bir yorgunluk bırakarak akıyordu. Buna karşı koymak, onun arkasından koşmak, kırıkları yapıştırmak, saati geriye almak, bir şeyler yapmak istedim. Adını haykırdım ama bu ses sadece kafamın içinde yankılandı. İstese bile beni duyamazdı."


Dilime dolandı, söyledikçe düğüm düğüm oluyor.

on 07 Ağustos 2012
"And it's over, 
And I'm going under, 
But I'm not giving up,
I'm just giving in.


In the arms of the ocean, so sweet and so cold, 
And all this devotion I never knew at all, 
And the crashes are Heaven, for a sinner released, 
And the arms of the ocean, 
Deliver me.

Never let me go, never let me go.
Never let me go, never let me go."


one day closer to death

on 03 Ağustos 2012
Yaşamak bir yasa değilken neden intihar bir seçenek olamıyordu?
Halbuki yasalar bile çiğnenmeye açıktı.

Bazı günlerimi bunun cevabını bulmaya harcıyorum.
En çok o günlerde ölüme yaklaşıyorum.

Ve geriye kalan insanlar ölümden kaçıyorlar. Yaşamı bu kadar kabullendikleri halde, ölümden ölesiye korkuyorlar. Çünkü hakimiyetleri yalnızca yaşarken geçerli. Bunu biliyorlar ve ölüp hiç olmak istemiyorlar. Kimse hiç olmak istemez,  herkes bir şeyler olmak ister. Tek, özel ve değerli bir şey.





Birikintilerim yalnızlığıma damladı.

on 02 Ağustos 2012


"Su birikintilerini aynı ritimle geçiyorduk, nefeslerimiz eşzamanlıydı."
"Anlamlı olan son gün, o gündü.
Sonrası ise, öylesine bir hayat."

-Annelies Verbeke

Aynadaki kırık gülümsememde sen varsın.

With every smile comes my reality, irony.
You won't find out what has been killing me.
Can't you see me?
C
an't you see?








Benimle ilgili her türlü yükten ölesiye korkuyorsun. Bu beni öldürüyor, bilmiyorsun.

on 01 Ağustos 2012
It's not because you still care or you can't stand to see me like that. It's only because you don't want to be the reason why.

Yeri hiç dolmayacak boşluğum

on 31 Temmuz 2012
You and me will be lying side by side forever, forever. Underneath there is a harder lesson, skies will gather, together. You'll hold my eye inside your hand and you'll be the one to tell me "Oh, we've got a long long way to go together, we'll get there. But if there is one thing that we know is that, we will not grow old."

"Hoşgeldin değil, hoşçakal acıtır."

on 29 Temmuz 2012
Böyle uyuya kaldığım anı özledim. Donuk bir saat, yaşanmış onlarca aydan çok daha taze ve can acıtıcı olabiliyor hafızada.

gitmelerden çok korkardım ben hep.

on 21 Temmuz 2012


"Söylenecek söz yok, gidiyorum ben.
Hoşçakal..."


Derin acıları olunca insan ağlayamaya bile korkuyor.
Sonra ağlayamamasından korkuyor.
Korkularını içinde biriktirip, acılarını başkalarından çıkartan insanlardan olmaktan korkuyor en çok da.

Yaz, yokluğunda daha soğuk kıştan.




Ben kış insanıyım.
Yaz tatili gibi 3 aylık bir kış tatili olsaydı keşke de derim,
Aşağıdakilerin hepsini kavun, dondurma, denize tercih de ederim.
Kazak,
kedi,
yorgan,
kahve,
kitap,
çay,
sohbet,
eldiven,
tiyatro,
kaşkol,
kar,
salep,
şemsiye,
sinema,
rüzgar,
ev,
bisküvi,
müzik,
şarap.
Ve yanıma sevdiğim bir kaç kişiyi serpiştirdin mi,
benden mutlusu olmaz.
Bazen sirf sana yeniden dokunamadan ölücem diye üzülüyorum.

Sende kaldi uykum.

on 20 Temmuz 2012
"Gece: uykunun, korku ve tehlikenin zamanıdır. Karanlık kötülüklere gebedir, korku bilinmeyenden beslenir. Uyku insanın savunmasız halidir; bilinçten de, maskelerinden de soyunmuştur insan." - Al Alvarez
"Herkes uyur. Uyku, geçmişle bugünü birbirine bağlar. Uyku sindirir, yaraları sarar. Uyku, zenginle fakir, kadınla erkeği, insanla hayvanı eşitler. Benden başka herkesi." - Annelies Verbeke

Vebadır vedalar.

"Kiss me hard before you go, summertime sadness."




Gittiğinden beri bütün gitmelerden kaçar oldum.
Ama bütün gidişler beni buldu.


Ağlamak üzere olsam bile, zorunlu "güle güle"ler var önümde.
Zorları çok zor bu hayatın; ya da hep bilmediğim yerlerden soruyor.
Bunca yıldır hep doğum günü kutlamıştık oysa,
Veda neyin nesiydi ki?





Buradayım, pes etmem yok.

on 19 Temmuz 2012


Bazı sabahlar uyandım, kayıp haldeyim sanırsın.
Gölgeyim. Ayaktayken, yerdeyim.
Ne bileyim, ne bileyim.


Herkes işinde, binbir dilek peşinde.
Ben mi tövbeliyim?
Ne bileyim.


Nefes aldım, nefes verdim.
Buradayım, pes etmem yok.
Ben buraya çıplak geldim.
Heyhat! Utanmam yok.

Gündüz düşlerim geceye karıştıkça uykusuz kaldım.




öpücükler iyileştirir diye kandırmış beni babam

on 18 Temmuz 2012


eski mesajların hala duruyor.
hala okuyup ağlıyorum.
seni çok seviyorum.

çıkıp gelsen keşke sessiz gecenin içinden.
yalnız başıma bekliyorum umutsuzca.
bir gece daha,
beklemeye de sevmeye de devam ediyorum.
ve elimde senden hiçbir şey olmamasına,
sen her şeyini toparlayıp geri çekilmiş olmana rağmen yapıyorum bunu.
Evet, saçmalık. 
Evet, delilik. 
Ama bu en sevdiğim delilik şu hayattaki.

eski bir hikaye, eskimiş resimler

"Sevdiğim birini hiç kaybetmemiştim; kaybetmek yoktu, yoktu aklımda...
Sen nasıl başardın? 
100 yıllık ağaç gibisin, nasıl böyle kaldın? 
Yoksa sende sadece öyle duranlardan mısın?" - Şebnem Ferah



Please, please..


Bir şişe şarapla kapımda biten insanlar olsa keşke. Mesela bu gece öyle birine ihtiyacım var. Yalnız kalmak istemiyorum.

Özlüyorum


bizden bir çıkardım, bir kaldı geriye.

on 17 Temmuz 2012
Güneş doğdu. Şimdi yanında uyumamış olmak vardı. Sakince şişip, gevşeyen bedenine yanaştırıp bedenimi, kokunu içime çekerek uyumanı izlemek vardı. Evet, 1 sene önce bunların hepsi vardı. Sen uyurdun, ben izlerdim. Sırtını dönerdin, terlerdin. Ben hep koklardım, öperdim.
Kuş sesleri yankılanıyor Gayrettepe sokaklarında ve sen uyuyorsun. Ben yine uyanığım. Sen uzaksın, ben yakın. Ben evet, sen hayır. Sen yoksun, ben varım. Ne fark eder ki? Biz yokuz.
Korkularını, güvensizliğini, sinirini, nefretini bir geceliğine de olsa rafa kaldırıp, yanında olmama izin vermeni istiyorum. Uyandığında yanında olmak istiyorum. Tekrar dokunmak, koklamak, hissetmek, biz olmak istiyorum. Bir olmak istiyorum.


gözyaşlarım hep yastığıma damlıyor; sen silmek için yanımda olmadıkça

odanda dolaştım dün,
üç ay sonra.
kalıntılarını aradım,
üç ay öncesinin.
ahşap kütüphanenin
geniş raflarına,
yatağının altına
bakındım durdum.

kırıntısız bitirmiş,
çok temiz yemişim sevgini
her taraf temiz,
odan düzenli,
sen rahat.
bir ben karman çorman.

"O benim için kalmamıştı. Ona çok ihtiyacım olduğunu biliyordu, ağladığımı biliyordu, ama kalmamıştı. Gitmişti. Ben aynı şeyi yapmayacaktım. Gitmeyecektim." - Yekta Kopan (BİR DE BAKTIM YOKSUN)

Ogün'den "Kaybettik Severken" dinliyorum, senin bu şarkılrı sevmediğin aklıma geliyor, ağlıyorum.
"Kaybetmem ben onu sanmışım" diyor, ölüyorum.
Haberin yok, ben ölüyorum.

Çokça yoksun.

on 12 Temmuz 2012
İki kere çıplak ayak koştum sokakta.
İlki senin arkandan, ikincisi senin ardındandı.

Düştüm.

"Bu kadar düştün mü?" diye bakıyorsun,
sadece gözlerin söylese iyi,
hafif bir kahkahayla ağzın da söylüyor..
Bazen çok açık sözlü oluyorsun.
'Düşmedim ki, kaldım ben sadece.
Sen giderken ben kaldım' diyorum.
Sigara kokuyor ellerim, saklıyorum.

Sarılıyoruz son defa.
-ruz demek çok zor aslında
ben içindeyim işin,
sen dışında.

Git, git,
Gelme arkamdan.
Arkanı döndün, gittin.
ve ben baktım arkandan.


Sevmeye deger...

on 09 Temmuz 2012
Yanimda bir baskasiyla yanindan geçip, sana degilmis gibi gözüken bir "iyi geceler" savusturdugumda ortaya, keske benimle evime kadar gelip yanimda uyuyacak kisi sen olsan diye geçiyo içimden. Gelip geçmiyor hatta, kaliyor. Öyle bir kaliyor ki, gözümü kirpmadan özlüyorum seni.

Teoman- iki yabanci, simdi ki durumumuz için;
Ama senin için de Teoman- bazi yalanlari dinlemek gerek.

Çok haklisin, çok üzgünüm, çok degistim.

Büyükada here I come!

on 07 Temmuz 2012


Adaya gitme vakti.
Martılar,
Yakıcı güneş,
Rakı-Balık,
Bira-Patates,
Sınırsız paten,
Buz gibi deniz,
At sesleri,
Yorucu yokuşlar,
Soğuk duş,
Öğle uykusu...
Hepsinin yeri benim için ayrı.
Ve hepsi bana yıllardır iyi gelen şeyler.
Ama bu sefer burukluk var içimde,
hiç birini tam yaşayamayacak olmanın burukluğu.
Hiç birinden geçen seneki tadı alamayacağımı bilmenin acısı.

Bu acıyı bastırmak için de, ada sahilinde sohbet edip ağlamak...
Keşke yanımda olsa diye...

Sınırsız vermelerim eksik kalmış.

on 06 Temmuz 2012
“Küçüklük böler, genişlik birleştirir. Gelin, geniş ve büyük olalım. Üzerimize gelen önemsiz şeyler yüzünden hayati olanları gözden kaçırmayalım. Cinsler arasındaki ilişkide fethetme ve fethedilme kavramlarına yer yoktur; bir tek bir yüce şey vardır: İnsanın kendisini daha zengin , daha derin ve daha iyi bulması için sınırsız olarak vermesi vardır. Bu arzu tek başına boşluğu doldurabilir ve kadının özgürleşmesindeki trajediyi neşeye ve sınırsız eğlenceye dönüştürebilir.” - Emma Goldman (Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir)



Olmalı. Yok, yok olmamalı.

on 04 Temmuz 2012
En erken 12'ye kadar yalnız olucağımı bildiğim akşamlar en zor geçenler.
Aramızda sadece 5 apartman varken, seninle evdeki azıcık azıcık mezelerle ve dün akşamdan tek kalan biber dolmasını yarı yarıya yiyerek geçirebilme şansımın olmadığı biliyorum.
Bir yanım, "Ara, belki gelir..." diyor. Sonra mantığım yavaş yavaş devreye giriyor. "Gelse bile ne diyeceksin ki? 'Bana geri dönmene gerek yok, sadece birlikte biraz vakit geçirelim' mi? Saçma!". Sonra sessizlik oluyor.
"Gelirdi belki ama...", "Gelmez.Niye gelsin?"... Böyle sürüp gidiyor.

Her neyse... Ben şimdi seninle yaşanarak güzel olacak her anı yalnızlığımla dolu dolu yaşıyorum.



zifiri karanlık notalar


dalga dalga boğuştum kendimle, seni özledim nefes nefese

Açık konuşmak gerekirse sevgili okurlar, ben 1 buçuk yıldır içimde minik bir şeytanla yaşamışım. Şeytan diyerek, o şeyi kendimden bağımsız hale getirmek değil amacım. O benim bir parçamdı. İçimde bir yerdeydi.
Başka hastalıkların belirtilerini göstere göstere ilerleyen bir mikroptu tam olarak. O yüzden varlığının farkına varamadım. Bir şeyler yapıyordum, üzüyordum birini; ama sanki hepsinin mantıklı bir nedeni var gibi geliyordu. Bütün yaptıklarım zincirlenmişti çok sağlam nedenlere, emindim. Sonra, o en değerli biri çat çat söylediğinde gerçekleri; korkarak ve ağlayarak her zinciri ağır ağır yukarı çektim, sudan çıkacaktı ve görecektim çapalar hangi karalara kenetlenmişti. Çektim, çektim, çektim... Ne çapa ulaştı suyun yüzüne, ne de mantıklı bir neden. Bir tek sudan yansıyan o hırslı ben vardım. Şap şap! Vurdum suyun yüzüne. Doğruları göstersin diye. Durulunca su tekrar baktım. Ağladım. Sonra suya atladım. Derin nefes alıp dibe daldım. Derine, daha derine... Orada kendimi buldum; ama geri döndüğümde sen hiç bir yerde yoktun. Neredesin?



on 03 Temmuz 2012
Grey's Anatomy izleyip ağlama gecesi.



I killed the monster inside.

He said the most horrible truths about me. 
That's why I love him.



Sarıldım, bırakmamak üzere


eve biri gelene kadar değerlendirdiğimiz vakitlerimiz vardı.
yemek yemekten vazgeçerdik, biraz daha yan yana yatabilmek için.
perdeleri kapa, kıyafetleri çıkar.
hadi uzan.
sağ kolun ve duvar arasındaki boşluğu doldurayım  yine,
senin kafan yastıkta, benimki kolunda.
saralım, kaplayalım
birleşelim, karışalım
kokun, sadece senin olmaktan çıksın;
içime sinsin, üstüme bulaşsın.

iyi geceler sevgilim, ben bir kez daha yokluğuna sarılarak ağlıyorum.


Bir yaz gecesi rüyasıydı Cuma.

on 01 Temmuz 2012
In the night no control
Through the wall something breaking
Wearing white as you're walking
Down the street of my soul

You take myself you take my self control
You got me living only for the night
Before the morning comes
A story's told
You take myself you take my self control
Another night, another day goes by
I never stop myself to wonder why


Duygularımı cümlelere dökemiyorum. Bölük pörçük anlar, karma karışık duygular içiçe.

ilk önce mesafeli bir konuşma, ilk dokunuş, içimden fışkıran özlem, çepeçevre duvarların, çarpıp çarpıp geri düştüğüm duvarların, her yerimi saran pişmanlık, akan göz yaşlarım, sessiz ve hırıltılı "keşke"lerin, titreyen dizlerimin etrafına hadlerini aşmasınlar diye kenetlediğim ellerim, sağ koluma uzanan o tanıdık dokunuş, paramparça olup dört yana saçılışım, saçlarımdan yüzüme, yüzümden dudaklarıma akan öpücükler, yeniden doğmak, anlayamamak, duraksamak, sinir kusmaların, sözlerindeki kesici haklılık, yüzümde gözyaşlarımın arasında dolaşan ellerin, sana karşı sonsuz açlığı ruhumun, öpmeler, ağlamalar, dokunmak istemelerim, üşümen, anlamsız çırpınışlarım, anlamsız çırpınışarım seni ısıtmak için, anlamsız çırpınışlarım beni affetmen için, damla damla, sonra içime dolan nefesin, birbirine sürten burunlar, dışarı verdiğin nefesleri içime çekmelerim, ellerinin arasındaki yüzüm, kokun, buram buram dokunuşarın, hırçın kaçışların, uzak uzak, koşup yakalamalarım, tutup oturtmalarım, sarıl sıkı sıkı sıkı, yüzünde tedirgin dolaşan ellerim, sakalların, gözlerinin soruları... ben değiştim. değiştim. insanlar değişir. ben de değiştim.

hiç azalmayan sevgim.
hiç azalmayan pişmanlığım.
hiç azalmayan özlemim,
hiç bitmeyen gece, hiç uyanmak istemediğim rüya.

sonra gittin.
sonra koştum, koştum, koştum...

Tüyleri diken diken eder

on 28 Haziran 2012

Yaz gecesinin ve denizinin mavliğinde bir senfoni...

Çağdaş Türk resminin en önemli isimlerinden Burhan Doğançay’ın yaşayan bir Türk ressamın en pahalı eseri unvanına sahip ‘Mavi Senfoni’ tablosu, notalara döküldü.


“Modern müzikle bağlantısını koparmadan egzotik kalabilen nadir bir besteci” olarak nitelenen Kamran İnce’nin hazırladığı beste, bu akşam piyanist Hüseyin Sermet tarafından saat 20.30’da İstanbul Modern’de ilk kez icra edilecek ve www.mavisenfoni.com’dan da canlı yayınlanacak.


Kaçırmayın derim :)


Burhan Doğançay'ın 'Mavi Senfoni' tablosunu İstanbul Modern'deki Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı sergisinde görebilirsiniz.


Gecemin sessizliği

on 23 Haziran 2012


Is there a cure for this pain?
Maybe I should have something to eat.
But food won't take this emptiness away.
I'm hungry for you my love.

Well I made it through another day,
In my cold room.
On scraps and pieces left behind,
I survive on the memory of you.

All of me is all for you
You're all I see
All of me is all for you
You're all I need

Is there a remedy for waiting,
For loves victorious return?
Is there a remedy for hating,
Every second that I'm without you?

All of me is all for you
You're all I see.
All of me is all for you
You're all I need.

İstanbul Modern'den ilk notlar

Geçen hafta Perşembe gezdiğimiz İstanbul Modern'den ufak tefek şeyler paylaşasım var bugün.

Beni etkileyen ve ismini defterime not aldığım ilk eser Hale Tenger'in Beyrut'ta çektiği filmdi. Duvarda Beyrut'a açılan onlarca pencerenin yansıması vardı ve her pencerenin perdeleri bir içeri, bir dışarı rüzgarla savruluyordu. Bu görüntü, Radikal gazetesindeki yazısında Ayşegül Sönmez'in söylediği gibi içime "keder ve hiçbir şey yapamamaktan doğan suçluluk duygusu"nu dolduruyordu.




Her şey sakinken bomba patlıyor. Hayaletleri andıran dingin hayal dünyanızdan sizi çekip çıkartıp ölümün gerçekçiliğine fırlatıyor. Bu görüntüler birbirlerini takip ediyor, sürekli dönüp duruyor.

"Başa sarıyor, hiç olmamış olması için dua eder gibi." - Adnan Yıldız.

Zıvır ıvır, zır zır delirdim.

on 18 Haziran 2012
Açgözlü bir ruh hali içindeyim şu aralar. Oyalanmak için kendi kendime bulduğum keyifli ıvır zıvırlarım var. Ama seçemiyorum, dizemiyorum, sıraya koyamıyorum. Darmadağınık. Hepsini aynı anda yapmak; ama aynı zamanda kolumu bile kaldırmak istemiyorum.

Mesela; bir yandan İstanbul Müzik Festivali kapsamında gittiğim konserlerden, aldığım notlardan, öğrendiklerimden, dinleyip sevdiklerimden birer duble paylaşmak istiyorum. Diğer yandan Grey's Anatomy'nin eski bölümleri "izle beni" diye kulağımda çin çin çin ötüyorlar. Başka bir uçta ağır ağır akan bir kan birikintisi gibi okuduğum 1Q84, kuruyup kabuk tutmak istemiyor. Bambaşka bir köşede boyalarım, fırçalar ve boy boy, renk renk kağıtlara kayıyor kalbim. Bir şeyler yapasım, yaratasım, oyalanasım var.

Sanırım bütün bunlar acı çekmek ve yaratıcılık arasındaki pozitif korelasyondan kaynaklanıyor.

Kafamdaki dağınıklık çevreme yansımasa, oturduğum her masa bir karadelik gibi eşya birikintilerine dönüşmese, her adımımda kendimden biraz daha uzaklaşıp, benimi kaybetmesem belki toparlanırdım şimdiye. Eğer bir kitabı kaldırıp nazikçe, onun eksikliğine doğru eğilmiş diğerlerinin arasına koyabilir ya da dibinde iki damla viski kalmış bardağı, mutfaktaki bulaşıkların arasında onu bekleyen diğer bir bardağın tam içine yerleştirebilirsem, toparlanacağım ben de.


Giderken dağıttın etrafı. Gel şuraya da, toplamama yardım et.



Özlemenin Hardcore Hali


"It starts with one thing,
I don't know why
It doesn't even matter how hard you try.
Keep that in mind.
I designed this rhyme,
To explain in due time.

All I know,
Time is a valuable thing.
Watch it fly by as the pendulum swings,
Watch it count down to the end of the day,
The clock ticks life away.
It's so unreal.

Didn't look out below,
Watch the time go right out the window.
Trying to hold on, but you didn't even know.
Wasted it all just to watch you go.
I kept everything inside.
And even though I tried, it all fell apart.
What it meant to me,
Will eventually be a memory of a time when...

I tried so hard,
And got so far.
But in the end,
It doesn't even matter.

I had to fall,
To lose it all.
But in the end,
It doesn't even matter." - Linkin Park



seni seviyor, içkiyi de pek sevmiyorken; senden geriye kalanımı içkinin toparlaması çok garip değil mi?

on 14 Haziran 2012


"sarhoşum, düşünmekten
öldüm ben, hep sevmekten

her akşam votka, rakı ve şarap..."

Tekrar tutsam elini

on 13 Haziran 2012
Haykırarak söylemek istediğim bu işte.

Ben gitmedim.
Buradayım.
Sen ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş,
ben hep burada olucam.
Sadece elini uzatman yeter,
ben hiçbir yere gitmedim.


içimi eriten sıcak değil ki.

Şimdi ihtiyacım olan şey

on 12 Haziran 2012
ya bu
ya da bu

donuk bir karşılaşmaydın, içimi ısıttın.



Bugün, tesadüflere inanmaya başladığım gün.
Bugün, her ne olursa olsun aşka inanmam gerektiğini hatırladığım gün.
Bugün, unutmayarak en zor ama tek doğru yolu seçtiğimi anladığım gün.
Evet, hala umudum var.
Ondan, aşktan ve tesadüflerden...

" Aşk da zaten tesadüfen... "

Bugünden artakalan

on 09 Haziran 2012

"Öyleyse sen unut beni, yeter ki benden isteme."


Ve bir de Teoman'dan...

Cevapsız taraflarım var.

"If you love someone, don't throw it all away." Starsailor

Elimizde olan her şeyi çöpe atmaya değer mi?
3 senelik ilişki ikinci şansı hakketmez mi?
Sevgi mantıkla yönetilir mi?
Burnundan ayak parmaklarına kadar tanıdığın birini nasıl unutabilirsin ki?

Please

on 08 Haziran 2012
Elini avuçlarımın arasına alıp sana bunları söylemek istiyorum:
"Don't you worry, cause I'm staying here. Don't you worry, cause I'm not leaving. Don't you worry, cause I'll stay here with you, with you..."

Bir kez daha güven bana.

Kural dinlemezdi hani aşk? Nasıl yenildik, kime yenildik biz?

Oysa ki yaralarını en iyi ben biliyorum. Sana iyi gelemez miyim yine?
Hadi, izin ver cezam seni iyileştirmek olsun. Her şeyi silmektense, izin ver düzeltiyim devrik cümleleri bir bir.

Olmuyor.

3 haftadır her gece ölüp, her sabah yeniden diriliyorum. Siz de buna hayat diyorsunuz. Yaşamak buysa, ölüm nasıl olacak?
 

Borderless Dreamer Design by Insight © 2009