Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
17:01 on 11 Eylül 2013
Where the light shivers offshore Through the tides of oceans We are shining in the rising sun
As we are floating in the blue I am softly watching you Oh boy your eyes betray what burns inside you Whatever I feel for you You only seem to care about you Is there any chance you could see me too? Cause I love you. Is there anything I could do Just to get some attention from you? In the waves I've lost every trace of you Where are you?
After all I drifted ashore Through the streams of oceans Whispers wasted in the sand
As we were dancing in the blue I was synchronized with you But now the sound of love is out of tune
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
15:19 on 13 Aralık 2012
"And the memory's of a child with your foot prints running wild I don't want to let you be but I want you to be free Just remember as you go that I'll always hold you close Keep a room for your return with all the lessons you might learn
And it makes me sad again, cause it's been so long When the rain pours down again, just like summer, I'll be gone
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
12:39 on 10 Aralık 2012
açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın en görkemli saatinde yıldız alacasının gizli bir yılan gibi yuvalanmış içimde keder uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan onu çok arıyorum onu çok arıyorum heryerinde vücudumun ağır yanık sızıları bir yerlere yıldırım düşüyorum ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili hiç bir anı tek başına yaşayamazlar her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu yıldızlar inanılmayacak bir irilikte yansımalar tutmuş bütün sâhili çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
yalnızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık hava ağır toprak ağır yaprak ağır su tozları yağıyor üstümüze özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı karanlık çöktü denize yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı hâlâ kıpkızıl gülümseyen -sanki ateşten bir tebessüm- zehir zemberek aşkımız
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
00:52 on 19 Kasım 2012
is what I need.
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
00:20 on 16 Kasım 2012
"The unreal is more powerful than the real. Because nothing is as perfect as you can imagine it. Because its only intangible ideas, concepts, beliefs, fantasies that last. Stone crumbles. Wood rots. People, well, they die. But things as fragile as a thought, a dream, a legend, they can go on and on. If you can change the way people think. The way they see themselves. The way they see the world. You can change the way people live their lives. That’s the only lasting thing you can create."
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
11:13 on 15 Kasım 2012
aşk insanı acıktırır aşk insanı bir ölüme susatıyorsa aşk diye anılır
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
17:26 on 10 Kasım 2012
"İki elini boynuma dolamıştı; bir deniz kazasında bile bir şeye bu kadar sıkı tutunamazdı. Ve onu kurtarmamı mı, yoksa onunla birlikte boğulmamı mı istediğini anlayamıyordum."
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
19:06 on 08 Eylül 2012
ufuktan martılar dökülüşür
denizin gözü kanlanmıştır
içimdeki volkan uyanmıştır
istanbul külrengi yıkanmıştır
ben yalnızlığımı giyinirim
suna su hayallerini giyinir
ellerine eylül bulaşır
kalbini bir yerlere koyamaz
düşünür düşünür düşünür
-Attila İlhan
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
19:20 on 23 Ağustos 2012
Evde yalnızdım.
Mutlu uyanmıştım.
Odamı topladım.
Ben mutfakta şunları yaparken hep bunu mırıldandım.
"And the sun in the arms of love..."
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
21:33 on 22 Ağustos 2012
uzak düşmüşüm, kendimden, aklım fikrimden;
çaresiz sürükleniyorum,
bilerek peşinden...
yalnız kendine inkarın, sadece senden kaçarsın;
halin ele verir, anlamazsın.
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
16:45 on 21 Ağustos 2012
"Dakikalarımızın sayılı olduğunu biliyor ama saymaya cesaret edemiyordum, tüm bunların nereye doğru gittiğini biliyor ama kilometre levhalarını okumak istemiyordum. Dönüş yolunu bulmak için ekmek parçalarını, kasten, bırakmadığım günlerdi; yedim onları." "O geldi. O gitti. Başka hiçbir şey değişmedi. Ben değişmedim. Ama yine de hiçbir şey aynı olmayacak."
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
14:30 on 16 Ağustos 2012
"İçimdeki her şey ardında dipsiz bir yorgunluk bırakarak akıyordu. Buna karşı koymak, onun arkasından koşmak, kırıkları yapıştırmak, saati geriye almak, bir şeyler yapmak istedim. Adını haykırdım ama bu ses sadece kafamın içinde yankılandı. İstese bile beni duyamazdı."
Bu hikayede bahsi geçen şahıs ve hadiselerin hakikatle hiçbir alakası yoktur. Benzerliklerse sadece birer tesadüften ibarettir. Ve bütün tesadüfler gibi kaçınılmazdır.