Açık konuşmak gerekirse sevgili okurlar, ben 1 buçuk yıldır içimde minik bir şeytanla yaşamışım. Şeytan diyerek, o şeyi kendimden bağımsız hale getirmek değil amacım. O benim bir parçamdı. İçimde bir yerdeydi.
Başka hastalıkların belirtilerini göstere göstere ilerleyen bir mikroptu tam olarak. O yüzden varlığının farkına varamadım. Bir şeyler yapıyordum, üzüyordum birini; ama sanki hepsinin mantıklı bir nedeni var gibi geliyordu. Bütün yaptıklarım zincirlenmişti çok sağlam nedenlere, emindim. Sonra, o en değerli biri çat çat söylediğinde gerçekleri; korkarak ve ağlayarak her zinciri ağır ağır yukarı çektim, sudan çıkacaktı ve görecektim çapalar hangi karalara kenetlenmişti. Çektim, çektim, çektim... Ne çapa ulaştı suyun yüzüne, ne de mantıklı bir neden. Bir tek sudan yansıyan o hırslı ben vardım. Şap şap! Vurdum suyun yüzüne. Doğruları göstersin diye. Durulunca su tekrar baktım. Ağladım. Sonra suya atladım. Derin nefes alıp dibe daldım. Derine, daha derine... Orada kendimi buldum; ama geri döndüğümde sen hiç bir yerde yoktun. Neredesin?
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
22:37 on 03 Temmuz 2012
ilk önce mesafeli bir konuşma, ilk dokunuş, içimden fışkıran özlem, çepeçevre duvarların, çarpıp çarpıp geri düştüğüm duvarların, her yerimi saran pişmanlık, akan göz yaşlarım, sessiz ve hırıltılı "keşke"lerin, titreyen dizlerimin etrafına hadlerini aşmasınlar diye kenetlediğim ellerim, sağ koluma uzanan o tanıdık dokunuş, paramparça olup dört yana saçılışım, saçlarımdan yüzüme, yüzümden dudaklarıma akan öpücükler, yeniden doğmak, anlayamamak, duraksamak, sinir kusmaların, sözlerindeki kesici haklılık, yüzümde gözyaşlarımın arasında dolaşan ellerin, sana karşı sonsuz açlığı ruhumun, öpmeler, ağlamalar, dokunmak istemelerim, üşümen, anlamsız çırpınışlarım, anlamsız çırpınışarım seni ısıtmak için, anlamsız çırpınışlarım beni affetmen için, damla damla, sonra içime dolan nefesin, birbirine sürten burunlar, dışarı verdiğin nefesleri içime çekmelerim, ellerinin arasındaki yüzüm, kokun, buram buram dokunuşarın, hırçın kaçışların, uzak uzak, koşup yakalamalarım, tutup oturtmalarım, sarıl sıkı sıkı sıkı, yüzünde tedirgin dolaşan ellerim, sakalların, gözlerinin soruları... ben değiştim. değiştim. insanlar değişir. ben de değiştim.
Çağdaş Türk resminin en önemli isimlerinden Burhan Doğançay’ın yaşayan bir Türk ressamın en pahalı eseri unvanına sahip ‘Mavi Senfoni’ tablosu, notalara döküldü.
“Modern müzikle bağlantısını koparmadan egzotik kalabilen nadir bir besteci” olarak nitelenen Kamran İnce’nin hazırladığı beste, bu akşam piyanist Hüseyin Sermet tarafından saat 20.30’da İstanbul Modern’de ilk kez icra edilecek ve www.mavisenfoni.com’dan da canlı yayınlanacak.
Kaçırmayın derim :)
Burhan Doğançay'ın 'Mavi Senfoni' tablosunu İstanbul Modern'deki Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı sergisinde görebilirsiniz.
Geçen hafta Perşembe gezdiğimiz İstanbul Modern'den ufak tefek şeyler paylaşasım var bugün.
Beni etkileyen ve ismini defterime not aldığım ilk eser Hale Tenger'in Beyrut'ta çektiği filmdi. Duvarda Beyrut'a açılan onlarca pencerenin yansıması vardı ve her pencerenin perdeleri bir içeri, bir dışarı rüzgarla savruluyordu. Bu görüntü, Radikal gazetesindeki yazısında Ayşegül Sönmez'in söylediği gibi içime "keder ve hiçbir şey yapamamaktan doğan suçluluk duygusu"nu dolduruyordu.
Her şey sakinken bomba patlıyor. Hayaletleri andıran dingin hayal dünyanızdan sizi çekip çıkartıp ölümün gerçekçiliğine fırlatıyor. Bu görüntüler birbirlerini takip ediyor, sürekli dönüp duruyor.
"Başa sarıyor, hiç olmamış olması için dua eder gibi." - Adnan Yıldız.
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
20:44 on 18 Haziran 2012
Açgözlü bir ruh hali içindeyim şu aralar. Oyalanmak için kendi kendime bulduğum keyifli ıvır zıvırlarım var. Ama seçemiyorum, dizemiyorum, sıraya koyamıyorum. Darmadağınık. Hepsini aynı anda yapmak; ama aynı zamanda kolumu bile kaldırmak istemiyorum.
Mesela; bir yandan İstanbul Müzik Festivali kapsamında gittiğim konserlerden, aldığım notlardan, öğrendiklerimden, dinleyip sevdiklerimden birer duble paylaşmak istiyorum. Diğer yandan Grey's Anatomy'nin eski bölümleri "izle beni" diye kulağımda çin çin çin ötüyorlar. Başka bir uçta ağır ağır akan bir kan birikintisi gibi okuduğum 1Q84, kuruyup kabuk tutmak istemiyor. Bambaşka bir köşede boyalarım, fırçalar ve boy boy, renk renk kağıtlara kayıyor kalbim. Bir şeyler yapasım, yaratasım, oyalanasım var.
Sanırım bütün bunlar acı çekmek ve yaratıcılık arasındaki pozitif korelasyondan kaynaklanıyor.
Kafamdaki dağınıklık çevreme yansımasa, oturduğum her masa bir karadelik gibi eşya birikintilerine dönüşmese, her adımımda kendimden biraz daha uzaklaşıp, benimi kaybetmesem belki toparlanırdım şimdiye. Eğer bir kitabı kaldırıp nazikçe, onun eksikliğine doğru eğilmiş diğerlerinin arasına koyabilir ya da dibinde iki damla viski kalmış bardağı, mutfaktaki bulaşıkların arasında onu bekleyen diğer bir bardağın tam içine yerleştirebilirsem, toparlanacağım ben de.
Giderken dağıttın etrafı. Gel şuraya da, toplamama yardım et.
"It starts with one thing, I don't know why It doesn't even matter how hard you try. Keep that in mind. I designed this rhyme, To explain in due time.
All I know, Time is a valuable thing. Watch it fly by as the pendulum swings, Watch it count down to the end of the day, The clock ticks life away. It's so unreal.
Didn't look out below, Watch the time go right out the window. Trying to hold on, but you didn't even know. Wasted it all just to watch you go.
I kept everything inside. And even though I tried, it all fell apart. What it meant to me, Will eventually be a memory of a time when...
I tried so hard, And got so far. But in the end, It doesn't even matter.
I had to fall, To lose it all. But in the end, It doesn't even matter." - Linkin Park
Bugün, tesadüflere inanmaya başladığım gün.
Bugün, her ne olursa olsun aşka inanmam gerektiğini hatırladığım gün.
Bugün, unutmayarak en zor ama tek doğru yolu seçtiğimi anladığım gün.
Evet, hala umudum var.
Ondan, aşktan ve tesadüflerden...
"If you love someone, don't throw it all away." Starsailor
Elimizde olan her şeyi çöpe atmaya değer mi?
3 senelik ilişki ikinci şansı hakketmez mi?
Sevgi mantıkla yönetilir mi? Burnundan ayak parmaklarına kadar tanıdığın birini nasıl unutabilirsin ki?
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
01:13 on 08 Haziran 2012
Elini avuçlarımın arasına alıp sana bunları söylemek istiyorum:
"Don't you worry, cause I'm staying here. Don't you worry, cause I'm not leaving. Don't you worry, cause I'll stay here with you, with you..."
Oysa ki yaralarını en iyi ben biliyorum. Sana iyi gelemez miyim yine?
Hadi, izin ver cezam seni iyileştirmek olsun. Her şeyi silmektense, izin ver düzeltiyim devrik cümleleri bir bir.
Tam da etrafım beni çepeçevre kuşatmış, parktaki bank, çiçekçinin önündeki araba, evine uzanan kaldırım taşları hep hatırlatmaya başlamışken ben kaçıyorum.
Benim şansım da böyle işte.
Güle güle Gayrettepe, güle güle eski hayatım.
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
23:20 on 24 Mayıs 2012
Hadi unut beni.
Her şeyimi unut.
Yolda karşılaşalım sonra.
Aşık olalım.
Balık tutalım.
Bira içelim.
Gezelim, gülelim.
Yemek yapalım,
karşılıklı yiyelim.
Kavga edip, sarılalım.
Odamızda dans edelim yine,
gözlerimize bakalım.
Yorsun bizi gün.
Birlikte "of, pof dışarı doğru".
Hadi soyun,
Birlikte uyuyalım.
Hadi sarıl,
üşüyorum.
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
22:49 on 23 Mayıs 2012
neredeyse 1 hafta oldu.
her gün ağırlaşıyor pişmanlığım.
her gün çoğalıyor gözyaşlarım.
1 haftadır yaşamaya devam etmek için çabalıyorum.
ama sınava çalışabilmek imkansız.
yaşamsal faaliyetleri bile zar zor yürütürken, slayt ezberlemek imkansız.
okuduklarımdan midem bulanıyor.
yediklerimden midem bulanıyor.
hatalarımdan midem bulanıyor.
sensiz hayatım mide bulandırıyor.
günlerdir yastık kılıfına göz yaşı kusuyorum.
So its over. This time i know its gone. Salt water... Tasted it too long. I only know I was wrong. Now i know its gone... Up in flames, Up in flames, Up in flames. We have slowly gone. So its over. This time you are flying on. This time i know no song to stop it burn, to stop it slowly gone.
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
00:23 on 22 Mayıs 2012
"Will you stay with me, will you be my love Among the fields of barley We'll forget the sun in his jealous sky As we lie in fields of gold
See the west wind move like a lover so Upon the fields of barley Feel her body rise when you kiss her mouth Among the fields of gold I never made promises lightly And there have been some that I've broken But I swear in the days still left We'll walk in fields of gold We'll walk in fields of gold" - Sting
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
23:34 on 21 Mayıs 2012
"Benim küçük sevgilim, ben sana neler yaptım? Kızdım sayfalarca. Onlar bilmez, onlar bilmez... Yakarlar canımı, sanki yoksun gibi. Sanki yalanmışız gibi..." - mor ve ötesi
Sürekli alıntı yapıyorum, çünkü cümle kuramıyorum. Bütün vücudumda bir karmaşa. Hayatım sallanıyor. Depremler, yangınlar ve seller... Devam etmek çok zor.
"Without you this place looks like London, It rains every day..."
I would admire the deep gravity of it, its timeless eyes. I would know you were serious. There would be a nobility then, there would be a birthday. And the knife not carve, but enter Pure and clean as the cry of a baby, And the universe slide from my side. -Sylvia Plath
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
21:46 on 24 Mart 2012
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
22:32 on 18 Mart 2012
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
13:28 on 12 Mart 2012
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
12:13 on 11 Mart 2012
"Rüyalarımız bize düş kurmanın -olmayan şeylerin rüyasını görmenin- insanlığın en köklü gereksinimleri arasında olduğunu kanıtlar." - Milan Kundera (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği)
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
19:12 on 10 Mart 2012
korku yalnız kendini kanıtlar
sessizce büyür,
büyür hiç durmadan...
konuşur suskunluklar
kelimeleri titrek,
cümleleri ağır.
korku yalnızca kendini kanıtlar
biz sustukça,
onlar konuşur.
kelimeler ağır...
biz sustukça
korkular konuşur.
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
23:47 on 05 Mart 2012
" Close my eyes,
It begins.
I cannot stumble here,
I am safe inside my head.
When I wake up,
I'll forget,
I'll come back to my mess. " - Natalie Walker
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
23:47 on 01 Mart 2012
Yudum yudum biriktirmişiz,
Biri çarpıp dökmüşse, Artık dolmuyorsa, acıtır.
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
11:37 on 25 Şubat 2012
I don't quite know,
How to say
How I feel.
If I lay here,
If I just lay here,
Would you lie with me
And just forget the world?
Forget what we're told
Before we get too old.
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
22:49 on 09 Şubat 2012
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
23:31 on 24 Kasım 2011
bir bulut saklıyor sanki akacak yaşları uykusuz gözlerimden çok geç olmadan dön bu yollardan
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
22:44 on 23 Kasım 2011
Yalnızlığın ortasında,
Sakallı adam gözleri.
Gözlerin altında,
Gecenin çapkın bakışı.
Hep o aynı aldatan adam
Her gri bulutun ortasında,
Her öğle güneşinin altında.
Boğazım tıkanır,
Küstah kahkahalarınla
Yapışır her tarafa...
Yutkunurum gitmez.
Bir kez daha,
O aldırış etmeyen
Beni boğan kahkaha
Gönderen
borderlessdreamer
zaman:
03:04 on 06 Eylül 2011
You are young and life is long and there is time to kill today.
And then one day you find ten years have got behind you.
No one told you when to run, you missed the starting gun.
Bu hikayede bahsi geçen şahıs ve hadiselerin hakikatle hiçbir alakası yoktur. Benzerliklerse sadece birer tesadüften ibarettir. Ve bütün tesadüfler gibi kaçınılmazdır.