Zıvır ıvır, zır zır delirdim.

on 18 Haziran 2012
Açgözlü bir ruh hali içindeyim şu aralar. Oyalanmak için kendi kendime bulduğum keyifli ıvır zıvırlarım var. Ama seçemiyorum, dizemiyorum, sıraya koyamıyorum. Darmadağınık. Hepsini aynı anda yapmak; ama aynı zamanda kolumu bile kaldırmak istemiyorum.

Mesela; bir yandan İstanbul Müzik Festivali kapsamında gittiğim konserlerden, aldığım notlardan, öğrendiklerimden, dinleyip sevdiklerimden birer duble paylaşmak istiyorum. Diğer yandan Grey's Anatomy'nin eski bölümleri "izle beni" diye kulağımda çin çin çin ötüyorlar. Başka bir uçta ağır ağır akan bir kan birikintisi gibi okuduğum 1Q84, kuruyup kabuk tutmak istemiyor. Bambaşka bir köşede boyalarım, fırçalar ve boy boy, renk renk kağıtlara kayıyor kalbim. Bir şeyler yapasım, yaratasım, oyalanasım var.

Sanırım bütün bunlar acı çekmek ve yaratıcılık arasındaki pozitif korelasyondan kaynaklanıyor.

Kafamdaki dağınıklık çevreme yansımasa, oturduğum her masa bir karadelik gibi eşya birikintilerine dönüşmese, her adımımda kendimden biraz daha uzaklaşıp, benimi kaybetmesem belki toparlanırdım şimdiye. Eğer bir kitabı kaldırıp nazikçe, onun eksikliğine doğru eğilmiş diğerlerinin arasına koyabilir ya da dibinde iki damla viski kalmış bardağı, mutfaktaki bulaşıkların arasında onu bekleyen diğer bir bardağın tam içine yerleştirebilirsem, toparlanacağım ben de.


Giderken dağıttın etrafı. Gel şuraya da, toplamama yardım et.



Özlemenin Hardcore Hali


"It starts with one thing,
I don't know why
It doesn't even matter how hard you try.
Keep that in mind.
I designed this rhyme,
To explain in due time.

All I know,
Time is a valuable thing.
Watch it fly by as the pendulum swings,
Watch it count down to the end of the day,
The clock ticks life away.
It's so unreal.

Didn't look out below,
Watch the time go right out the window.
Trying to hold on, but you didn't even know.
Wasted it all just to watch you go.
I kept everything inside.
And even though I tried, it all fell apart.
What it meant to me,
Will eventually be a memory of a time when...

I tried so hard,
And got so far.
But in the end,
It doesn't even matter.

I had to fall,
To lose it all.
But in the end,
It doesn't even matter." - Linkin Park



seni seviyor, içkiyi de pek sevmiyorken; senden geriye kalanımı içkinin toparlaması çok garip değil mi?

on 14 Haziran 2012


"sarhoşum, düşünmekten
öldüm ben, hep sevmekten

her akşam votka, rakı ve şarap..."

Tekrar tutsam elini

on 13 Haziran 2012
Haykırarak söylemek istediğim bu işte.

Ben gitmedim.
Buradayım.
Sen ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş,
ben hep burada olucam.
Sadece elini uzatman yeter,
ben hiçbir yere gitmedim.


içimi eriten sıcak değil ki.

Şimdi ihtiyacım olan şey

on 12 Haziran 2012
ya bu
ya da bu

donuk bir karşılaşmaydın, içimi ısıttın.



Bugün, tesadüflere inanmaya başladığım gün.
Bugün, her ne olursa olsun aşka inanmam gerektiğini hatırladığım gün.
Bugün, unutmayarak en zor ama tek doğru yolu seçtiğimi anladığım gün.
Evet, hala umudum var.
Ondan, aşktan ve tesadüflerden...

" Aşk da zaten tesadüfen... "

Bugünden artakalan

on 09 Haziran 2012

"Öyleyse sen unut beni, yeter ki benden isteme."


Ve bir de Teoman'dan...

Cevapsız taraflarım var.

"If you love someone, don't throw it all away." Starsailor

Elimizde olan her şeyi çöpe atmaya değer mi?
3 senelik ilişki ikinci şansı hakketmez mi?
Sevgi mantıkla yönetilir mi?
Burnundan ayak parmaklarına kadar tanıdığın birini nasıl unutabilirsin ki?

Please

on 08 Haziran 2012
Elini avuçlarımın arasına alıp sana bunları söylemek istiyorum:
"Don't you worry, cause I'm staying here. Don't you worry, cause I'm not leaving. Don't you worry, cause I'll stay here with you, with you..."

Bir kez daha güven bana.

Kural dinlemezdi hani aşk? Nasıl yenildik, kime yenildik biz?

Oysa ki yaralarını en iyi ben biliyorum. Sana iyi gelemez miyim yine?
Hadi, izin ver cezam seni iyileştirmek olsun. Her şeyi silmektense, izin ver düzeltiyim devrik cümleleri bir bir.

Olmuyor.

3 haftadır her gece ölüp, her sabah yeniden diriliyorum. Siz de buna hayat diyorsunuz. Yaşamak buysa, ölüm nasıl olacak?

, ve .

on 31 Mayıs 2012
ben, yalnız ben tüm virgülleri ararken
sen, zira sen noktayı koymuştun zaten

aşk yorgun düşmüş, aşk meşgul
hiç gelmez, hiç gelmez bu günlerde


fall in the water just like a stone

on 29 Mayıs 2012



Ev değiştirmek güzel şey.

Tam da etrafım beni çepeçevre kuşatmış, parktaki bank, çiçekçinin önündeki araba, evine uzanan kaldırım taşları hep hatırlatmaya başlamışken ben kaçıyorum.

Benim şansım da böyle işte.
Güle güle Gayrettepe, güle güle eski hayatım.


Salı günü ritmim de bu:



Hadi dans edin!

Sunrise, sunrise

on 27 Mayıs 2012
Gülücük,
tekila.
Kahkaha,
tekila.

Sokak, güzel hava, arkadaşlar.
Tiyatro üstüne tiyatro.

The xx - Crystalised
Massive Attack- Paradise Circus
Caribou- Odessa


Yani iki günlük hayatımın soundtrackleri.

Bangır bangır bir cümleydi onun ki, ben sadece bir "seni seviyorum" fısıldayabildim.

on 25 Mayıs 2012
"Evet, ben bu ilişkinin tekrar yaşanamayacağını düşünüyorum."
"Evet, ben bu ilişkinin tekrar yaşanamayacağını düşünüyorum."
"Evet, ben bu ilişkinin tekrar yaşanamayacağını düşünüyorum."

Bu cümleyi duyduğunda "Ben bu ilişkiyi tekrar yaşamak istemiyorum" dememiş ama diye düşünmekti aşk.
Ve ben yeniden aşık olmuştum.

"Evet, bu ilişkinin tekrar yaşanamayacağını düşünüyorum."

savrulmuş her şey bitmiş ben yokken 
ta en derinden 
iliklerinden


Hadi...

on 24 Mayıs 2012
Hadi unut beni.
Her şeyimi unut.
Yolda karşılaşalım sonra.
Aşık olalım.
Balık tutalım.
Bira içelim.
Gezelim, gülelim.
Yemek yapalım,
karşılıklı yiyelim.
Kavga edip, sarılalım.
Odamızda dans edelim yine,
gözlerimize bakalım.
Yorsun bizi gün.
Birlikte "of, pof dışarı doğru".
Hadi soyun,
Birlikte uyuyalım.
Hadi sarıl,
üşüyorum.

Hadi gel, ne olur...



Midem bulanıyor, galiba dünya tuttu.

on 23 Mayıs 2012
neredeyse 1 hafta oldu.
her gün ağırlaşıyor pişmanlığım.
her gün çoğalıyor gözyaşlarım.
1 haftadır yaşamaya devam etmek için çabalıyorum.
ama sınava çalışabilmek imkansız.
yaşamsal faaliyetleri bile zar zor yürütürken, slayt ezberlemek imkansız.

okuduklarımdan midem bulanıyor.
yediklerimden midem bulanıyor.
hatalarımdan midem bulanıyor.
sensiz hayatım mide bulandırıyor.
günlerdir yastık kılıfına göz yaşı kusuyorum.


Paylaştığımız çarşafı, pikeyi, soluk seslerimizi, kokularımızın karışımını, martı seslerini, güneşin doğuşunu özlüyorum.
(Mayıs güneşini bile göremiyorum. Bu aralar perdelerim hep kapalı.)




Sen geldin sanmıştım, rüzgarmış.

ve en kötüsü,
kafanı çevirdiğinde
yanında birini bulamamak.
kayıp kıtalar gibi baktık birbirimize.



Boşluktaki bütünüm.

fark ediliyor,
eksilmişsin.
yığılırken bütünlüğüm,
çeyrek bile değilmişsin.
tereddütlü kollarında
ben çoğaldıkça,
sen eksilmişsin.


Gecenin ağlatanı: Coldplay-Up in flames

So its over.
This time i know its gone.
Salt water... Tasted it too long.
I only know I was wrong.
Now i know its gone...

Up in flames, Up in flames, Up in flames.
We have slowly gone.

So its over.
This time you are flying on.
This time i know no song to stop it burn, to stop it slowly gone.

mideye dolan gözyaşlarım var. o yüzden hep tokum.

O olmasa da şarkılar var yanımda.
Bir gece daha battaniye altında, 
karın ağrılarım,
bir fotoğraf,
şarkı sözleri
ve nemli yastığımla...

Sesini duymak istiyorum.

uyumadan önce sığındığım...

on 22 Mayıs 2012
"Will you stay with me, will you be my love
Among the fields of barley
We'll forget the sun in his jealous sky
As we lie in fields of gold

See the west wind move like a lover so
Upon the fields of barley
Feel her body rise when you kiss her mouth
Among the fields of gold
I never made promises lightly
And there have been some that I've broken
But I swear in the days still left
We'll walk in fields of gold
We'll walk in fields of gold"  - Sting

kendi kendime mırıldandığım...

on 21 Mayıs 2012
"Benim küçük sevgilim, ben sana neler yaptım? 
Kızdım sayfalarca. 
Onlar bilmez, onlar bilmez... 
Yakarlar canımı, sanki yoksun gibi. 
Sanki yalanmışız gibi..." - mor ve ötesi

benim yerime tıngırdayan gitar



sözlerin tek kelimesinde bile ne diyor bilmiyorum.
ama bence: "Pişmanım, seni çok seviyorum" diyor eminim.

birer yitik savaşçı

on 20 Mayıs 2012
Tükenir mi göz yaşı,
ağlanınca bütün duygular?
Geçmiş silinmez elbet,
üstüne hep
yeni sayfalar, yeni sayfalar...
"iki yüzlü, yalancı, yüzsüz"
"çöpe emek, çöpe sevgi.."
Hadi! Topla her şeyi.
Kelimelerim de yüzsüz,
çöpe hadi!


Sürekli alıntı yapıyorum, çünkü cümle kuramıyorum.
Bütün vücudumda bir karmaşa.
Hayatım sallanıyor.
Depremler, yangınlar ve seller...
Devam etmek çok zor.

"Without you this place looks like London,
It rains every day..."



ONE

on 19 Mayıs 2012
Did I disappoint you?
Or leave a bad taste in your mouth?
You act like you never had love
And you want me to go without?

Well it's...
Too late
Tonight
To drag the past out into the light.

We're one,
But we are not the same.
Will we
Hurt each other?
Then we do it again.

-U2





All I do...

on 18 Mayıs 2012
Cry for help, cry for love.

Brain Damage


And if the cloud bursts, thunder in your ear 
You shout and no one seems to hear. 
                  -Pink Floyd.

Sustuk, Kustuk...

on 22 Nisan 2012
sus, sus, sus
hızlı hızlı
yağdı yağmur
artık kus!
kelimeler çamur






on 04 Nisan 2012


benim için yaz geldi.
on 29 Mart 2012
"bilerek
hiçbir şey
yapmıyorum"
dedi.

ne anlamalıyım,
bilemedim.

"hiçbir şeyi
bilinçli
yapmıyorum" mu?
yoksa;
"bile bile
hiçbir şey
yapmıyorum" mu?

bilemeden,
ağladım
bile bile.
I would admire the deep gravity of it, its timeless eyes. I would know you were serious. There would be a nobility then, there would be a birthday. And the knife not carve, but enter Pure and clean as the cry of a baby, And the universe slide from my side. -Sylvia Plath



on 11 Mart 2012
"Rüyalarımız bize düş kurmanın -olmayan şeylerin rüyasını görmenin- insanlığın en köklü gereksinimleri arasında olduğunu kanıtlar." - Milan Kundera (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği)


korkma, konuş!

on 10 Mart 2012
korku yalnız kendini kanıtlar
sessizce büyür,
büyür hiç durmadan...
konuşur suskunluklar
kelimeleri titrek,
cümleleri ağır.
korku yalnızca kendini kanıtlar
biz sustukça,
onlar konuşur.
kelimeler ağır...
biz sustukça
korkular konuşur.

on 05 Mart 2012

" Close my eyes,
It begins.…
I cannot stumble here,
I am safe inside my head.
When I wake up,
I'll forget,
I'’ll come back to my mess. " - Natalie Walker
on 01 Mart 2012


Yudum yudum biriktirmişiz,
Biri çarpıp dökmüşse, 
Artık dolmuyorsa, acıtır. 
on 25 Şubat 2012
I don't quite know,
How to say
How I feel.

If I lay here,
If I just lay here,
Would you lie with me
And just forget the world?

Forget what we're told
Before we get too old.



on 09 Şubat 2012
"In dreams, emotions are overwhelming."



Saklambaç

on 03 Şubat 2012
Cesur açılışları dudaklarının,
Gülümsemeler,
Saniyelerin kaçağı
Hep saklandı, saklandı...

Kırılana kadardı her şey,
Her şey "Sobe!"

Bulutsuzluk Özlemi duyuyorum ben de.

on 22 Ocak 2012
En kolay yol çöl, en kestirme
Lakin yaşlı kahin der dur gitme
Orda taş üstünde taş
Omuz üstünde baş kalmadı

Gittik mi, gidebildik mi?
Gördüklerimiz neydi?
Büyülendik mi?
Yolun sonu neresi?
Hani kent nerede?
Göster yolu kahin çok yorgunum.
on 21 Ocak 2012
Sonsuz senliğin
sadece senleri severdi,
ayıklardı hep içimdeki beni
Değerli önceleri vardı
Bazı bazı sonralarda; ben

Sonralar hiç gelmedi.
Önceler hiç bitmedi.
Ben hep korkak,
Ben hep sonraları kalbinin.
on 20 Ocak 2012
"Yıllar var ki biz seninle bakışarak konuşuruz,
sevdalanmış kalbimizle rüyalarda buluşuruz.
Seni seviyorum ama bunları yüzyüzeyken konuşuruz."



Yüzyüzeyken Konuşuruz - Ertesi Gün from Yuzyuzeyken Konusuruz on Vimeo.

Büyülü büyüyemeyince..

Çocukken büyümek istememin nedenini çözdüm. 
İçindeki "büyü" kelimesi bana sihirli bir şeyler çağrıştırıyordu herhalde...


"Ben büyüyünce pencere önü çiçeği olmak istiyorum."


on 30 Aralık 2011
" Fear can stop you loving
     Love can stop your fear "
                                                                                                -Morcheeba






on 24 Aralık 2011



Her sihirbaz,
Biraz düzenbaz.
on 10 Aralık 2011
 Try so hard to say goodbye 
on 26 Kasım 2011
Rahat ve korkusuzca
Çekip gidebilmek vardı,
Terk edilmenin ardında.

Teoman duygulara tercüman

on 24 Kasım 2011


bir bulut saklıyor sanki akacak yaşları uykusuz gözlerimden 
çok geç olmadan dön bu yollardan
on 23 Kasım 2011
Yalnızlığın ortasında,
Sakallı adam gözleri.
Gözlerin altında,
Gecenin çapkın bakışı.
Hep o aynı aldatan adam
Her gri bulutun ortasında,
Her öğle güneşinin altında.


Boğazım tıkanır,
Küstah kahkahalarınla
Yapışır her tarafa...
Yutkunurum gitmez.
Bir kez daha,
O aldırış etmeyen
Beni boğan kahkaha
on 06 Eylül 2011
You are young and life is long and there is time to kill today.
And then one day you find ten years have got behind you.
No one told you when to run, you missed the starting gun.




Şapka Yutmuş Yavru Yılan.

on 21 Ağustos 2011
Bana biraz aklı başında gibi görünen birine rastladığımda, hep yanımda sakladığım o resmimi gösterip düşüncesini soruyordum. Gerçekten anlayışlı olup olmadığını bilmek istiyordum, ama böyle biri bana her zaman "bu, şapka" diye yanıt veriyordu.
Bunun üzerine boa yılanlarından, balta girmemiş ormanlardan, yıldızlardan değil, adama ayak uydurarak briçten, golften, politikadan, kravatlardan söz ediyordum. Ve bu büyük adam benim gibi bu derece mantıklı birini tanıdığı için çok mutlu oluyordu.
on 19 Ağustos 2011
Yalnız kendine inkarın
Sadece senden kaçarsın
Halin ele verir anlamazsın



http://fizy.com/#s/15pxx1
on 16 Ağustos 2011

"Düşüncelerinde bu kadar yürekli olan bir adam, yaşamda niçin bu kadar korkak oluyordu?"

Merak ediyorum.
on 11 Ağustos 2011
I set fire to the rain
And I threw us into the flames
When we fell, something died
'Cause I knew that, that was the last time, the last time...
on 14 Temmuz 2011

In your head they're still fighting, 
With their tanks and their bombs, 
And their bombs and their guns. 
In your head they are dying.

Do, or do not. There is no 'try'.

on 02 Temmuz 2011

One day Alice came to a fork in the road and saw a Cheshire cat in a tree. "Which road do I take?" she asked. "Where do you want to go?" was his response. "I don't know", Alice answered. "Then", said the cat, "it doesn't matter".
on 17 Haziran 2011
Gerginliklerden yoruldum.
Şu an, şu ruh hali içindeyken çok ağır geliyor.
Taşıyamıyorum.

Ağzımdan çıkan her kelimeden korkuyorum.
Suskunlaşıyorum.
"Başladık mı yine?"
Yine...

Yine.
Çok oldum ben bu aralar.
En iyisi susayım.
Böylece sert konuşamam.
Ve yine "seftenin sefi" olmaz.

Sırtımdakileri fırlatıp bir kenara,
Koşabilmek istiyorum.
Yine.
Evet, yine...
Tek ihtiyacım yalnız kalmamak.
Yalnız bırakılmamak.
Yine yalnızım ama işte...

Sınavlar bitince görüşmeye vakit olacaktı, sözde.
O da yalan.

Sanki her şey benim tersime işliyor.
Git gide inceliyor, kısalıyor her şey.
Ben güçlenmesini, uzamasını isterken.

Her gün yüzünü görebiliyor olmak teselli olmuyor ne yazık ki,
konuşmak istiyorum.
Vakit yok.
Hep evde.
Hep yalnız.
Boş.

Keşke "istersen gel" denilen olmasaydım.

Artık bitsin.
25'inde sınavdan çıkıp uyuyayım ertesi sabaha kadar,
26'sında yepyeni biri olarak uyanayım.

Bitsin her şey.
Vakit bitsin.

Halime duyduğum nefret:

on 16 Haziran 2011
O kadar bıktım ki bir senedir yaptıklarımdan. Alfabe harflerinden oluşan o 5 şıktan, doğruyu bulmak için binlerce gereksiz şey ezberlemekten, aklıma girmekte direnen tarih bilgileriyle bocalaşmaktan, her sabah kendimi derse oturtana kadar yaşadığım iç çekişmelerimden, etrafımdakilerin “Nasıl gidiyor?” sorularına gülümseyerek “Normal işte, nolsun…” diye cevap vermekten, sabahın 8’inde “Ders yap” diyen iç sesimi ancak gece 11’de susturabiliyor olmaktan, YGS’de olduğu gibi “küçükten büyüğe sırala, çakışan şıkkı işaretle” formülüyle soru çözen bir kesimin varlığından, disiplinli bir insan olamayışımdan, kendime bile söz geçiremeyişimden, 2 gün sonra sınavımın olduğunun hala kafama dank etmemiş olmasından, okulun son günlerinin tadını çıkaran arkadaşlarımın yanında benim ders yapmayacağımı bile bile kendimi eve kapatmak zorunda hissetmemden, sonunda bütün bu iğrenç ruh hallerimin bile boşa gidecek olmasından emin olmamdan, çalışmak istemeyi her şeyden çok istememden; ama bir türlü çalışmayı isteyemememden, çalışamıyor olmamdan, çalışmıyor olmamdan, çalışmak kelimesinden; hatta sırasıyla “ç”, “a”, “l”, “ı”, “ş”, “m”, “a” ve “k” harflerinin hepsinden nefret ediyorum.

Keşke; çalışmak, “Zeytindağı” eserinin Falih Rıfkı Atay’a ait olduğunu , ilk “Sultan” ünvanını alan Türk-İslam devlet adamının Gazneli Mahmut olduğunu ezberlememi, “Günlerin Getirdiği” ve “Günlerin Götürdüğü” adlı eserlerin farklı yazarını karıştırmamak için yüzlerce kez tekrar etmemi, Baki, Nefi, Nabi gibi hepsi birbirine benzeyen Divan yazarlarını ve içlerinden hangilerinin Divan’ı olmadığını ayıklamamı ve aklımda tutmamı, Falih Rıfkı Atay ve Refik Halit Karay’ın fonetik olarak benzeyen isimlerini karıştırmamak için minimum 15 dakikamı harcamamı isteyen ve Mauppasant tarzı öykünün olay öyküsü olduğunu “ Mauppasant’ın yazılışı çok olaylı.” cümlesiyle ezberlememizi sağlayan; ama kesinlikle bir örnek okumamızı yasaklayan, Aşık Veysel’i Türk halkına tanıtan adamın çok “kutsal” olduğunu söyleyerek Ahmet Kutsi Tecer olduğunu ezberlememizi isteyen, farklı illerdeki, farklı maden ocaklarının, ve madenlerin işlendiği tesislerin garip isimlerini bilmemizi gerektiren, kitap içeriği soruları için “Kitap özetleri” başlıklı bölümlerden baş karakterlerin isimlerini ezberlettiren bir fiil olmasaydı. O zaman belki gerçekten çalışkan biri olabilirdim.
on 13 Haziran 2011



yepyeni bir insanımız var
akıl yolundan öylesine uzaklar
aralarında hoş bir uyum var
ayıp değil mi, hiç mi umursamazlar?

altınlarınızı çaldılar
topraklarınızı verdiler
tarihi baştan yazdılar
iyi de bana ne?

insanlığımızı ezdiler
aydınlarımızı kestiler
ülkeyi çoktan sattılar
iyi de sana ne?

yepyeni bir insanımız var
düşünmeden ah, kardeşini boğazlar
laf aramızda, aslında tek bir sorun var
günah değilmiş memlekete olanlar

altınlarınızı çaldılar
topraklarınızı verdiler
tarihi baştan yazdılar
insanlığımızı ezdiler
aydınlarımızı kestiler
ülkeyi çoktan sattılar
iyi de sana ne?

-DUMAN

Tebrikler Türkiye!

on 12 Haziran 2011
1922'de kazandığı özgürlüğü, bastonuyla,terliğiyle kovalayarak kaçırmayı daha iyi başarabilecek bir toplum daha tanımıyorum. 1919'daki halimizden ne farkımız var lan? Hiçbir şey mi değişmez o günden bu yana?

Olalım sar-sar-sarhoş!

on 10 Haziran 2011


Derse oturmalıyım. 8 günüm var. Duman, mor ve ötesi ve Teoman dinliyorum. Ama en iyi hissettireni Duman galiba. Böyle kıpır kıpır, hoplamalık zıplamalık, kendini kaybetmelik, isyan edip, çığlık atıp, patlamalık :)
Haydi babam coş,
Burda müzik hoş,
Gerisi bomboş,
Olalım yine sar-sar-sarhoş :)

"Aaa!"

on 06 Haziran 2011

Dikkat çekmek: Her daim "Ben buradayım!" mesajı vermektir. Kimileri sözle, kimileri davranışla bu mesajı verir. Belli bir noktaya kadar anlayışla karşılanabilir. Her insan evladı görünür olmak ister.
on 04 Haziran 2011


I'D RATHER BE A COMMA THAN A FULL STOP Coldplay
 

Borderless Dreamer Design by Insight © 2009