on 30 Eylül 2013
"The only way to die in peace, is to empty the Drawers of Memory"
Peter Lucas

























10 aydır hissedilenlerin toplamı eşittir bu şarkı.

on 11 Eylül 2013


Where the light shivers offshore
Through the tides of oceans
We are shining in the rising sun

As we are floating in the blue
I am softly watching you
Oh boy your eyes betray what burns inside you

Whatever I feel for you
You only seem to care about you
Is there any chance you could see me too?
Cause I love you.
Is there anything I could do
Just to get some attention from you?
In the waves I've lost every trace of you
Where are you?

After all I drifted ashore
Through the streams of oceans
Whispers wasted in the sand

As we were dancing in the blue
I was synchronized with you
But now the sound of love is out of tune
on 13 Aralık 2012


"And the memory's of a child with your foot prints running wild
I don't want to let you be but I want you to be free
Just remember as you go that I'll always hold you close
Keep a room for your return with all the lessons you might learn

And it makes me sad again, cause it's been so long
When the rain pours down again, just like summer, I'll be gone

But I'll be back again"

Ayrılık Sevdaya Dahil - Attila İlhan

on 10 Aralık 2012
açılmış sarmaşık gülleri 
kokularıyla baygın 
en görkemli saatinde yıldız alacasının 
gizli bir yılan gibi yuvalanmış 
içimde keder 
uzak bir telefonda ağlayan 
yağmurlu genç kadın 

rüzgâr 
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları 
mor kıvılcımlar geçiyor 
dağınık yalnızlığımdan 
onu çok arıyorum onu çok arıyorum 
heryerinde vücudumun 
ağır yanık sızıları 
bir yerlere yıldırım düşüyorum 
ayrılığımızı hissettiğim an 
demirler eriyor hırsımdan 

ay ışığına batmış 
karabiber ağaçları 
gümüş tozu 
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar 
yaseminler unutulmuş 
tedirgin gülümser 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar 
her an ötekisiyle birlikte 
herşey onunla ilgili 

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar 
gittikçe genişleyen 
yakılmış ot kokusu 
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte 
yansımalar tutmuş bütün sâhili 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 

yalnızlık 
hızla alçalan bulutlar 
karanlık bir ağırlık 
hava ağır toprak ağır yaprak ağır 
su tozları yağıyor üstümüze 
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır 
eflatuna çalar puslu lacivert 
bir sis kuşattı ormanı 
karanlık çöktü denize 
yalnızlık 
çakmak taşı gibi sert 
elmas gibi keskin 
ne yanına dönsen bir yerin kesilir 
fena kan kaybedersin 
kapını bir çalan olmadı mı hele 
elini bir tutan 
bilekleri bembeyaz kuğu boynu 
parmakları uzun ve ince 
sımsıcak bakışları suç ortağı 
kaçamak gülüşleri gizlice 
yalnızların en büyük sorunu 
tek başına özgürlük ne işe yarayacak 
bir türlü çözemedikleri bu 
ölü bir gezegenin 
soğuk tenhalığına 
benzemesin diye 
özgürlük mutlaka paylaşılacak 
suç ortağı bir sevgiliyle 

sanmıştık ki ikimiz 
yeryüzünde ancak 
birbirimiz için varız 
ikimiz sanmıştık ki 
tek kişilik bir yalnızlığa bile 
rahatça sığarız 
hiç yanılmamışız 
her an düşüp düşüp 
kristal bir bardak gibi 
tuz parça kırılsak da 
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı 
hâlâ kıpkızıl gülümseyen 
-sanki ateşten bir tebessüm- 
zehir zemberek aşkımız

A Timeless True Romance

on 19 Kasım 2012


is what I need.
on 16 Kasım 2012
"The unreal is more powerful than the real. Because nothing is as perfect as you can imagine it. Because its only intangible ideas, concepts, beliefs, fantasies that last. Stone crumbles. Wood rots. People, well, they die. But things as fragile as a thought, a dream, a legend, they can go on and on. If you can change the way people think. The way they see themselves. The way they see the world. You can change the way people live their lives. That’s the only lasting thing you can create."

on 15 Kasım 2012
aşk insanı acıktırır
aşk insanı bir ölüme susatıyorsa aşk diye anılır


on 10 Kasım 2012
"İki elini boynuma dolamıştı; bir deniz kazasında bile bir şeye bu kadar sıkı tutunamazdı. Ve onu kurtarmamı mı, yoksa onunla birlikte boğulmamı mı istediğini anlayamıyordum."


on 08 Eylül 2012
ufuktan martılar dökülüşür
denizin gözü kanlanmıştır
içimdeki volkan uyanmıştır
istanbul külrengi yıkanmıştır
ben yalnızlığımı giyinirim
suna su hayallerini giyinir
ellerine eylül bulaşır
kalbini bir yerlere koyamaz
düşünür düşünür düşünür
-Attila İlhan


En yakınlarım uzağa giderse, uzaklar kısalır mı?

on 24 Ağustos 2012


Sevdiğin kişiye iyi bak,
İhtiyaç duyduğun kişiye iyi bak,
Sana en çok ihtiyaç duyana,
Evden uzak olan birine, ruhunu dolduran birine iyi bak.


Çilek tadında yalnız bir gündü bugün.

on 23 Ağustos 2012



Evde yalnızdım.
Mutlu uyanmıştım.
Odamı topladım.
Ben mutfakta şunları yaparken hep bunu mırıldandım.
"And the sun in the arms of love..."





on 22 Ağustos 2012


uzak düşmüşüm, kendimden, aklım fikrimden;
çaresiz sürükleniyorum,
bilerek peşinden...
yalnız kendine inkarın,
sadece senden kaçarsın;
halin ele verir, anlamazsın.


on 21 Ağustos 2012
"Dakikalarımızın sayılı olduğunu biliyor ama saymaya cesaret edemiyordum, tüm bunların nereye doğru gittiğini biliyor ama kilometre levhalarını okumak istemiyordum. Dönüş yolunu bulmak için ekmek parçalarını, kasten, bırakmadığım günlerdi; yedim onları."

"O geldi. O gitti. Başka hiçbir şey değişmedi. Ben değişmedim. Ama yine de hiçbir şey aynı olmayacak."





Voyage au bout de la nuit.

on 16 Ağustos 2012
"İçimdeki her şey ardında dipsiz bir yorgunluk bırakarak akıyordu. Buna karşı koymak, onun arkasından koşmak, kırıkları yapıştırmak, saati geriye almak, bir şeyler yapmak istedim. Adını haykırdım ama bu ses sadece kafamın içinde yankılandı. İstese bile beni duyamazdı."


Dilime dolandı, söyledikçe düğüm düğüm oluyor.

on 07 Ağustos 2012
"And it's over, 
And I'm going under, 
But I'm not giving up,
I'm just giving in.


In the arms of the ocean, so sweet and so cold, 
And all this devotion I never knew at all, 
And the crashes are Heaven, for a sinner released, 
And the arms of the ocean, 
Deliver me.

Never let me go, never let me go.
Never let me go, never let me go."


on 04 Ağustos 2012

one day closer to death

on 03 Ağustos 2012
Yaşamak bir yasa değilken neden intihar bir seçenek olamıyordu?
Halbuki yasalar bile çiğnenmeye açıktı.

Bazı günlerimi bunun cevabını bulmaya harcıyorum.
En çok o günlerde ölüme yaklaşıyorum.

Ve geriye kalan insanlar ölümden kaçıyorlar. Yaşamı bu kadar kabullendikleri halde, ölümden ölesiye korkuyorlar. Çünkü hakimiyetleri yalnızca yaşarken geçerli. Bunu biliyorlar ve ölüp hiç olmak istemiyorlar. Kimse hiç olmak istemez,  herkes bir şeyler olmak ister. Tek, özel ve değerli bir şey.





Birikintilerim yalnızlığıma damladı.

on 02 Ağustos 2012


"Su birikintilerini aynı ritimle geçiyorduk, nefeslerimiz eşzamanlıydı."
"Anlamlı olan son gün, o gündü.
Sonrası ise, öylesine bir hayat."

-Annelies Verbeke
 

Borderless Dreamer Design by Insight © 2009