on 23 Aralık 2014


Koşarak geldim
Kaçarak gidiyorum
Köşkünde yer yok bana
Yeni yeni anlıyorum

Bitmiş bütün cümlelerin
Yosunlu ruhum, akıyorum
Konuşma hiç lüzum yok
Her şeyi duyuyorum

Rakıyı sensiz içeyim diye
Köprüyü yalnız geçeyim diye
Küllenip biteyim diye
Sevdirdin kendini biliyorum
on 18 Aralık 2014

"There's a value in having secrets. 
After all, we are nothing more or less 
than what we choose to reveal." 



Korumak gerek bizi biz yapan her şeyi

on 25 Kasım 2014
“Before I die, I want to be somebody’s favorite hiding place, the place they can put everything they know they need to survive, every secret, every solitude, every nervous prayer, and be absolutely certain I will keep it safe. I will keep it safe.”


Let them

on 17 Kasım 2014
"So when people leave, I’ve learned the secret: let them. Because, most of the time, they have to.


Let them walk away and go places. 
Let them have adventures in the wild without you. 
Let them travel the world and explore life beyond a horizon that you exist in. 


And know, deep down, that heroes aren’t qualified by their capacity to stay but by their decision to return." 

—The Staying Philosophy, Isa Garcia

Tokat atın kendinize, sık sık.

on 17 Ekim 2014
Epeydir ihtiyacım vardı, mezun olup para kazanmaya başlama telaşında kafamı derslerden ayırıp bi etrafa bakmama neden olacak, yanağımda kızarıklığını ve midemden ağzıma doğru fırlayacak o duygular yudumunu hissetmemi sağlayacak sıkı bir tokada. Bunu yapsın diye en sert kitapları seçer oldum, çevirdiğim kağıt sayfalar ilk defa bu kadar ağırlaştı parmaklarımın arasında... Filmelere döndüm yine. Arka arkaya 2, bazen 5 tane izledim. Herşeyin dozunu arttırdım yani genel olarak.

Bugün de öyle bir gündü. İlk önce American Beauty'yi izledim. Yeterli ağırlığı hissettiremedi tabiki. Hiç durmadan The Reader'a başladım. Tekrar... Neredeyse 3 sene sonra tekrar. Bazı şeyleri, hayatımın farklı dönemlerde tekrarlamanın ve sonrasında kafamda kaybolmanın bana inanılmaz şeyler hissettirdiğini söylemiş miydim? 

Evet, yine inanılmaz şeyler hissettim. Hem içsel, hem de dışsal olarak bambaşka bir ortamdaydım. 3 sene geçmişti. Değişmiş olmak iyi hissettiriyor. Aynı kalmak beni korkuturdu. Evet, bu son film beni oldukça derinlere itmeyi başarmıştı. Ama aradığım tokat bu değildi.

Aradığım tokat internetten karşıma çıkan bir videoyla geldi. Sabahtan beri sosyal medyada yüzlerce kişi şahsi yorumlarını ve üzüntülerini paylaşmakta oldukça bonkör davranıyorlar. Hepsi saçmalık. Bütün sosyal medya içerikleri gibi, boş ve anlamsız... Üzgün olacağım bir şey varsa bu sadece insanların doğaya hükmedebildiğini fark ettikten sonra hayattaki herşeye hükmetme isteğine kapılmalarının saçmalığı ve videoda elinde şarabı ve sigarasıyla ölmeye hazırlanan bu adamla bir barda karşılıklı içki içememiş olmamdır. 

Neredeyse 12 yaşımdan beri ertesi günü planladığım kadar, ertesi günün olmaması fikrini de hep hayal etmişimdir. Ölümü hayatı boyunca korkarak bekleyen, ölümü karanlık ve üzerinde konuşulmaması gereken bir şey olarak göremedim hiç. Çok fazla değiştim belki; ama yaşam ve ölüm hakkında düşüncelerim hiç kımıldamamış yerinden. 12imde ne isem, 21imde hala o kişi olarak kalabilmişim. 

Yaşama hakkımız var, sessiz sakince gitme hakkımız yok. 

Ve sen bir elinde şarap, diğerinde sigara,
"here's no love song finer, 
but how strange the change from major to minor,
everytime we say goodbye." diye mırıldanan adam! 
Çok kızarttın yanaklarımı ve canım acıdı. 
Cesursun ve özgürsün artık, eminim.

Güzel ölün sayın izleyiciler!
En önemlisi bu.

Yürüdükçe içte yankı yapan:

on 30 Eylül 2014
Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık...
-nazım hikmet


ve şimdi İstanbul'da...

on 14 Ağustos 2014


nefes alır gibi sanki 
yalanlar söyleyince 
sesim öyle yüksekti ki 
kendim bile inandım 
öyle ya da böyle zor 
kırılmamış gibi yapmak 
sözlerini unutmak 
o en çok sevdiğim şarkının
on 09 Mayıs 2014
All my tears have been used up
On another love, another love

Open

on 26 Mart 2014


I know you're faded
but stay, don't close your hands
I wanna make this play
I know you're faded
but stay, don't close your hands


stay open



on 24 Mart 2014

Kendi güvensizliklerimizi kazdık onlarda.


on 24 Ekim 2013


Leave me out with the waste
This is not what I do
It's the wrong kind of place
To be thinking of you
It's the wrong time
For somebody new
It's a small crime
And I got no excuse
And is that alright?
Give my gun away when it's loaded
That alright?
If you don't shoot it how am I supposed to hold it?

on 30 Eylül 2013
"The only way to die in peace, is to empty the Drawers of Memory"
Peter Lucas

























10 aydır hissedilenlerin toplamı eşittir bu şarkı.

on 11 Eylül 2013


Where the light shivers offshore
Through the tides of oceans
We are shining in the rising sun

As we are floating in the blue
I am softly watching you
Oh boy your eyes betray what burns inside you

Whatever I feel for you
You only seem to care about you
Is there any chance you could see me too?
Cause I love you.
Is there anything I could do
Just to get some attention from you?
In the waves I've lost every trace of you
Where are you?

After all I drifted ashore
Through the streams of oceans
Whispers wasted in the sand

As we were dancing in the blue
I was synchronized with you
But now the sound of love is out of tune
on 13 Aralık 2012


"And the memory's of a child with your foot prints running wild
I don't want to let you be but I want you to be free
Just remember as you go that I'll always hold you close
Keep a room for your return with all the lessons you might learn

And it makes me sad again, cause it's been so long
When the rain pours down again, just like summer, I'll be gone

But I'll be back again"

Ayrılık Sevdaya Dahil - Attila İlhan

on 10 Aralık 2012
açılmış sarmaşık gülleri 
kokularıyla baygın 
en görkemli saatinde yıldız alacasının 
gizli bir yılan gibi yuvalanmış 
içimde keder 
uzak bir telefonda ağlayan 
yağmurlu genç kadın 

rüzgâr 
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları 
mor kıvılcımlar geçiyor 
dağınık yalnızlığımdan 
onu çok arıyorum onu çok arıyorum 
heryerinde vücudumun 
ağır yanık sızıları 
bir yerlere yıldırım düşüyorum 
ayrılığımızı hissettiğim an 
demirler eriyor hırsımdan 

ay ışığına batmış 
karabiber ağaçları 
gümüş tozu 
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar 
yaseminler unutulmuş 
tedirgin gülümser 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar 
her an ötekisiyle birlikte 
herşey onunla ilgili 

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar 
gittikçe genişleyen 
yakılmış ot kokusu 
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte 
yansımalar tutmuş bütün sâhili 
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var 
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil 
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili 

yalnızlık 
hızla alçalan bulutlar 
karanlık bir ağırlık 
hava ağır toprak ağır yaprak ağır 
su tozları yağıyor üstümüze 
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır 
eflatuna çalar puslu lacivert 
bir sis kuşattı ormanı 
karanlık çöktü denize 
yalnızlık 
çakmak taşı gibi sert 
elmas gibi keskin 
ne yanına dönsen bir yerin kesilir 
fena kan kaybedersin 
kapını bir çalan olmadı mı hele 
elini bir tutan 
bilekleri bembeyaz kuğu boynu 
parmakları uzun ve ince 
sımsıcak bakışları suç ortağı 
kaçamak gülüşleri gizlice 
yalnızların en büyük sorunu 
tek başına özgürlük ne işe yarayacak 
bir türlü çözemedikleri bu 
ölü bir gezegenin 
soğuk tenhalığına 
benzemesin diye 
özgürlük mutlaka paylaşılacak 
suç ortağı bir sevgiliyle 

sanmıştık ki ikimiz 
yeryüzünde ancak 
birbirimiz için varız 
ikimiz sanmıştık ki 
tek kişilik bir yalnızlığa bile 
rahatça sığarız 
hiç yanılmamışız 
her an düşüp düşüp 
kristal bir bardak gibi 
tuz parça kırılsak da 
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı 
hâlâ kıpkızıl gülümseyen 
-sanki ateşten bir tebessüm- 
zehir zemberek aşkımız

A Timeless True Romance

on 19 Kasım 2012


is what I need.
on 16 Kasım 2012
"The unreal is more powerful than the real. Because nothing is as perfect as you can imagine it. Because its only intangible ideas, concepts, beliefs, fantasies that last. Stone crumbles. Wood rots. People, well, they die. But things as fragile as a thought, a dream, a legend, they can go on and on. If you can change the way people think. The way they see themselves. The way they see the world. You can change the way people live their lives. That’s the only lasting thing you can create."

on 15 Kasım 2012
aşk insanı acıktırır
aşk insanı bir ölüme susatıyorsa aşk diye anılır


on 10 Kasım 2012
"İki elini boynuma dolamıştı; bir deniz kazasında bile bir şeye bu kadar sıkı tutunamazdı. Ve onu kurtarmamı mı, yoksa onunla birlikte boğulmamı mı istediğini anlayamıyordum."


 

Borderless Dreamer Design by Insight © 2009