"Hoşgeldin değil, hoşçakal acıtır."

on 29 Temmuz 2012
Böyle uyuya kaldığım anı özledim. Donuk bir saat, yaşanmış onlarca aydan çok daha taze ve can acıtıcı olabiliyor hafızada.

gitmelerden çok korkardım ben hep.

on 21 Temmuz 2012


"Söylenecek söz yok, gidiyorum ben.
Hoşçakal..."


Derin acıları olunca insan ağlayamaya bile korkuyor.
Sonra ağlayamamasından korkuyor.
Korkularını içinde biriktirip, acılarını başkalarından çıkartan insanlardan olmaktan korkuyor en çok da.

Yaz, yokluğunda daha soğuk kıştan.




Ben kış insanıyım.
Yaz tatili gibi 3 aylık bir kış tatili olsaydı keşke de derim,
Aşağıdakilerin hepsini kavun, dondurma, denize tercih de ederim.
Kazak,
kedi,
yorgan,
kahve,
kitap,
çay,
sohbet,
eldiven,
tiyatro,
kaşkol,
kar,
salep,
şemsiye,
sinema,
rüzgar,
ev,
bisküvi,
müzik,
şarap.
Ve yanıma sevdiğim bir kaç kişiyi serpiştirdin mi,
benden mutlusu olmaz.
Bazen sirf sana yeniden dokunamadan ölücem diye üzülüyorum.

Sende kaldi uykum.

on 20 Temmuz 2012
"Gece: uykunun, korku ve tehlikenin zamanıdır. Karanlık kötülüklere gebedir, korku bilinmeyenden beslenir. Uyku insanın savunmasız halidir; bilinçten de, maskelerinden de soyunmuştur insan." - Al Alvarez
"Herkes uyur. Uyku, geçmişle bugünü birbirine bağlar. Uyku sindirir, yaraları sarar. Uyku, zenginle fakir, kadınla erkeği, insanla hayvanı eşitler. Benden başka herkesi." - Annelies Verbeke

Vebadır vedalar.

"Kiss me hard before you go, summertime sadness."




Gittiğinden beri bütün gitmelerden kaçar oldum.
Ama bütün gidişler beni buldu.


Ağlamak üzere olsam bile, zorunlu "güle güle"ler var önümde.
Zorları çok zor bu hayatın; ya da hep bilmediğim yerlerden soruyor.
Bunca yıldır hep doğum günü kutlamıştık oysa,
Veda neyin nesiydi ki?





Buradayım, pes etmem yok.

on 19 Temmuz 2012


Bazı sabahlar uyandım, kayıp haldeyim sanırsın.
Gölgeyim. Ayaktayken, yerdeyim.
Ne bileyim, ne bileyim.


Herkes işinde, binbir dilek peşinde.
Ben mi tövbeliyim?
Ne bileyim.


Nefes aldım, nefes verdim.
Buradayım, pes etmem yok.
Ben buraya çıplak geldim.
Heyhat! Utanmam yok.

Gündüz düşlerim geceye karıştıkça uykusuz kaldım.




öpücükler iyileştirir diye kandırmış beni babam

on 18 Temmuz 2012


eski mesajların hala duruyor.
hala okuyup ağlıyorum.
seni çok seviyorum.

çıkıp gelsen keşke sessiz gecenin içinden.
yalnız başıma bekliyorum umutsuzca.
bir gece daha,
beklemeye de sevmeye de devam ediyorum.
ve elimde senden hiçbir şey olmamasına,
sen her şeyini toparlayıp geri çekilmiş olmana rağmen yapıyorum bunu.
Evet, saçmalık. 
Evet, delilik. 
Ama bu en sevdiğim delilik şu hayattaki.

eski bir hikaye, eskimiş resimler

"Sevdiğim birini hiç kaybetmemiştim; kaybetmek yoktu, yoktu aklımda...
Sen nasıl başardın? 
100 yıllık ağaç gibisin, nasıl böyle kaldın? 
Yoksa sende sadece öyle duranlardan mısın?" - Şebnem Ferah



Please, please..


Bir şişe şarapla kapımda biten insanlar olsa keşke. Mesela bu gece öyle birine ihtiyacım var. Yalnız kalmak istemiyorum.

Özlüyorum


bizden bir çıkardım, bir kaldı geriye.

on 17 Temmuz 2012
Güneş doğdu. Şimdi yanında uyumamış olmak vardı. Sakince şişip, gevşeyen bedenine yanaştırıp bedenimi, kokunu içime çekerek uyumanı izlemek vardı. Evet, 1 sene önce bunların hepsi vardı. Sen uyurdun, ben izlerdim. Sırtını dönerdin, terlerdin. Ben hep koklardım, öperdim.
Kuş sesleri yankılanıyor Gayrettepe sokaklarında ve sen uyuyorsun. Ben yine uyanığım. Sen uzaksın, ben yakın. Ben evet, sen hayır. Sen yoksun, ben varım. Ne fark eder ki? Biz yokuz.
Korkularını, güvensizliğini, sinirini, nefretini bir geceliğine de olsa rafa kaldırıp, yanında olmama izin vermeni istiyorum. Uyandığında yanında olmak istiyorum. Tekrar dokunmak, koklamak, hissetmek, biz olmak istiyorum. Bir olmak istiyorum.


gözyaşlarım hep yastığıma damlıyor; sen silmek için yanımda olmadıkça

odanda dolaştım dün,
üç ay sonra.
kalıntılarını aradım,
üç ay öncesinin.
ahşap kütüphanenin
geniş raflarına,
yatağının altına
bakındım durdum.

kırıntısız bitirmiş,
çok temiz yemişim sevgini
her taraf temiz,
odan düzenli,
sen rahat.
bir ben karman çorman.

"O benim için kalmamıştı. Ona çok ihtiyacım olduğunu biliyordu, ağladığımı biliyordu, ama kalmamıştı. Gitmişti. Ben aynı şeyi yapmayacaktım. Gitmeyecektim." - Yekta Kopan (BİR DE BAKTIM YOKSUN)

Ogün'den "Kaybettik Severken" dinliyorum, senin bu şarkılrı sevmediğin aklıma geliyor, ağlıyorum.
"Kaybetmem ben onu sanmışım" diyor, ölüyorum.
Haberin yok, ben ölüyorum.

Çokça yoksun.

on 12 Temmuz 2012
İki kere çıplak ayak koştum sokakta.
İlki senin arkandan, ikincisi senin ardındandı.

Düştüm.

"Bu kadar düştün mü?" diye bakıyorsun,
sadece gözlerin söylese iyi,
hafif bir kahkahayla ağzın da söylüyor..
Bazen çok açık sözlü oluyorsun.
'Düşmedim ki, kaldım ben sadece.
Sen giderken ben kaldım' diyorum.
Sigara kokuyor ellerim, saklıyorum.

Sarılıyoruz son defa.
-ruz demek çok zor aslında
ben içindeyim işin,
sen dışında.

Git, git,
Gelme arkamdan.
Arkanı döndün, gittin.
ve ben baktım arkandan.


Sevmeye deger...

on 09 Temmuz 2012
Yanimda bir baskasiyla yanindan geçip, sana degilmis gibi gözüken bir "iyi geceler" savusturdugumda ortaya, keske benimle evime kadar gelip yanimda uyuyacak kisi sen olsan diye geçiyo içimden. Gelip geçmiyor hatta, kaliyor. Öyle bir kaliyor ki, gözümü kirpmadan özlüyorum seni.

Teoman- iki yabanci, simdi ki durumumuz için;
Ama senin için de Teoman- bazi yalanlari dinlemek gerek.

Çok haklisin, çok üzgünüm, çok degistim.

Büyükada here I come!

on 07 Temmuz 2012


Adaya gitme vakti.
Martılar,
Yakıcı güneş,
Rakı-Balık,
Bira-Patates,
Sınırsız paten,
Buz gibi deniz,
At sesleri,
Yorucu yokuşlar,
Soğuk duş,
Öğle uykusu...
Hepsinin yeri benim için ayrı.
Ve hepsi bana yıllardır iyi gelen şeyler.
Ama bu sefer burukluk var içimde,
hiç birini tam yaşayamayacak olmanın burukluğu.
Hiç birinden geçen seneki tadı alamayacağımı bilmenin acısı.

Bu acıyı bastırmak için de, ada sahilinde sohbet edip ağlamak...
Keşke yanımda olsa diye...

Sınırsız vermelerim eksik kalmış.

on 06 Temmuz 2012
“Küçüklük böler, genişlik birleştirir. Gelin, geniş ve büyük olalım. Üzerimize gelen önemsiz şeyler yüzünden hayati olanları gözden kaçırmayalım. Cinsler arasındaki ilişkide fethetme ve fethedilme kavramlarına yer yoktur; bir tek bir yüce şey vardır: İnsanın kendisini daha zengin , daha derin ve daha iyi bulması için sınırsız olarak vermesi vardır. Bu arzu tek başına boşluğu doldurabilir ve kadının özgürleşmesindeki trajediyi neşeye ve sınırsız eğlenceye dönüştürebilir.” - Emma Goldman (Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir)



Olmalı. Yok, yok olmamalı.

on 04 Temmuz 2012
En erken 12'ye kadar yalnız olucağımı bildiğim akşamlar en zor geçenler.
Aramızda sadece 5 apartman varken, seninle evdeki azıcık azıcık mezelerle ve dün akşamdan tek kalan biber dolmasını yarı yarıya yiyerek geçirebilme şansımın olmadığı biliyorum.
Bir yanım, "Ara, belki gelir..." diyor. Sonra mantığım yavaş yavaş devreye giriyor. "Gelse bile ne diyeceksin ki? 'Bana geri dönmene gerek yok, sadece birlikte biraz vakit geçirelim' mi? Saçma!". Sonra sessizlik oluyor.
"Gelirdi belki ama...", "Gelmez.Niye gelsin?"... Böyle sürüp gidiyor.

Her neyse... Ben şimdi seninle yaşanarak güzel olacak her anı yalnızlığımla dolu dolu yaşıyorum.



zifiri karanlık notalar


dalga dalga boğuştum kendimle, seni özledim nefes nefese

Açık konuşmak gerekirse sevgili okurlar, ben 1 buçuk yıldır içimde minik bir şeytanla yaşamışım. Şeytan diyerek, o şeyi kendimden bağımsız hale getirmek değil amacım. O benim bir parçamdı. İçimde bir yerdeydi.
Başka hastalıkların belirtilerini göstere göstere ilerleyen bir mikroptu tam olarak. O yüzden varlığının farkına varamadım. Bir şeyler yapıyordum, üzüyordum birini; ama sanki hepsinin mantıklı bir nedeni var gibi geliyordu. Bütün yaptıklarım zincirlenmişti çok sağlam nedenlere, emindim. Sonra, o en değerli biri çat çat söylediğinde gerçekleri; korkarak ve ağlayarak her zinciri ağır ağır yukarı çektim, sudan çıkacaktı ve görecektim çapalar hangi karalara kenetlenmişti. Çektim, çektim, çektim... Ne çapa ulaştı suyun yüzüne, ne de mantıklı bir neden. Bir tek sudan yansıyan o hırslı ben vardım. Şap şap! Vurdum suyun yüzüne. Doğruları göstersin diye. Durulunca su tekrar baktım. Ağladım. Sonra suya atladım. Derin nefes alıp dibe daldım. Derine, daha derine... Orada kendimi buldum; ama geri döndüğümde sen hiç bir yerde yoktun. Neredesin?



on 03 Temmuz 2012
Grey's Anatomy izleyip ağlama gecesi.



I killed the monster inside.

He said the most horrible truths about me. 
That's why I love him.



Sarıldım, bırakmamak üzere


eve biri gelene kadar değerlendirdiğimiz vakitlerimiz vardı.
yemek yemekten vazgeçerdik, biraz daha yan yana yatabilmek için.
perdeleri kapa, kıyafetleri çıkar.
hadi uzan.
sağ kolun ve duvar arasındaki boşluğu doldurayım  yine,
senin kafan yastıkta, benimki kolunda.
saralım, kaplayalım
birleşelim, karışalım
kokun, sadece senin olmaktan çıksın;
içime sinsin, üstüme bulaşsın.

iyi geceler sevgilim, ben bir kez daha yokluğuna sarılarak ağlıyorum.


Bir yaz gecesi rüyasıydı Cuma.

on 01 Temmuz 2012
In the night no control
Through the wall something breaking
Wearing white as you're walking
Down the street of my soul

You take myself you take my self control
You got me living only for the night
Before the morning comes
A story's told
You take myself you take my self control
Another night, another day goes by
I never stop myself to wonder why


Duygularımı cümlelere dökemiyorum. Bölük pörçük anlar, karma karışık duygular içiçe.

ilk önce mesafeli bir konuşma, ilk dokunuş, içimden fışkıran özlem, çepeçevre duvarların, çarpıp çarpıp geri düştüğüm duvarların, her yerimi saran pişmanlık, akan göz yaşlarım, sessiz ve hırıltılı "keşke"lerin, titreyen dizlerimin etrafına hadlerini aşmasınlar diye kenetlediğim ellerim, sağ koluma uzanan o tanıdık dokunuş, paramparça olup dört yana saçılışım, saçlarımdan yüzüme, yüzümden dudaklarıma akan öpücükler, yeniden doğmak, anlayamamak, duraksamak, sinir kusmaların, sözlerindeki kesici haklılık, yüzümde gözyaşlarımın arasında dolaşan ellerin, sana karşı sonsuz açlığı ruhumun, öpmeler, ağlamalar, dokunmak istemelerim, üşümen, anlamsız çırpınışlarım, anlamsız çırpınışarım seni ısıtmak için, anlamsız çırpınışlarım beni affetmen için, damla damla, sonra içime dolan nefesin, birbirine sürten burunlar, dışarı verdiğin nefesleri içime çekmelerim, ellerinin arasındaki yüzüm, kokun, buram buram dokunuşarın, hırçın kaçışların, uzak uzak, koşup yakalamalarım, tutup oturtmalarım, sarıl sıkı sıkı sıkı, yüzünde tedirgin dolaşan ellerim, sakalların, gözlerinin soruları... ben değiştim. değiştim. insanlar değişir. ben de değiştim.

hiç azalmayan sevgim.
hiç azalmayan pişmanlığım.
hiç azalmayan özlemim,
hiç bitmeyen gece, hiç uyanmak istemediğim rüya.

sonra gittin.
sonra koştum, koştum, koştum...

Tüyleri diken diken eder

on 28 Haziran 2012

Yaz gecesinin ve denizinin mavliğinde bir senfoni...

Çağdaş Türk resminin en önemli isimlerinden Burhan Doğançay’ın yaşayan bir Türk ressamın en pahalı eseri unvanına sahip ‘Mavi Senfoni’ tablosu, notalara döküldü.


“Modern müzikle bağlantısını koparmadan egzotik kalabilen nadir bir besteci” olarak nitelenen Kamran İnce’nin hazırladığı beste, bu akşam piyanist Hüseyin Sermet tarafından saat 20.30’da İstanbul Modern’de ilk kez icra edilecek ve www.mavisenfoni.com’dan da canlı yayınlanacak.


Kaçırmayın derim :)


Burhan Doğançay'ın 'Mavi Senfoni' tablosunu İstanbul Modern'deki Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı sergisinde görebilirsiniz.


Gecemin sessizliği

on 23 Haziran 2012


Is there a cure for this pain?
Maybe I should have something to eat.
But food won't take this emptiness away.
I'm hungry for you my love.

Well I made it through another day,
In my cold room.
On scraps and pieces left behind,
I survive on the memory of you.

All of me is all for you
You're all I see
All of me is all for you
You're all I need

Is there a remedy for waiting,
For loves victorious return?
Is there a remedy for hating,
Every second that I'm without you?

All of me is all for you
You're all I see.
All of me is all for you
You're all I need.

İstanbul Modern'den ilk notlar

Geçen hafta Perşembe gezdiğimiz İstanbul Modern'den ufak tefek şeyler paylaşasım var bugün.

Beni etkileyen ve ismini defterime not aldığım ilk eser Hale Tenger'in Beyrut'ta çektiği filmdi. Duvarda Beyrut'a açılan onlarca pencerenin yansıması vardı ve her pencerenin perdeleri bir içeri, bir dışarı rüzgarla savruluyordu. Bu görüntü, Radikal gazetesindeki yazısında Ayşegül Sönmez'in söylediği gibi içime "keder ve hiçbir şey yapamamaktan doğan suçluluk duygusu"nu dolduruyordu.




Her şey sakinken bomba patlıyor. Hayaletleri andıran dingin hayal dünyanızdan sizi çekip çıkartıp ölümün gerçekçiliğine fırlatıyor. Bu görüntüler birbirlerini takip ediyor, sürekli dönüp duruyor.

"Başa sarıyor, hiç olmamış olması için dua eder gibi." - Adnan Yıldız.

Zıvır ıvır, zır zır delirdim.

on 18 Haziran 2012
Açgözlü bir ruh hali içindeyim şu aralar. Oyalanmak için kendi kendime bulduğum keyifli ıvır zıvırlarım var. Ama seçemiyorum, dizemiyorum, sıraya koyamıyorum. Darmadağınık. Hepsini aynı anda yapmak; ama aynı zamanda kolumu bile kaldırmak istemiyorum.

Mesela; bir yandan İstanbul Müzik Festivali kapsamında gittiğim konserlerden, aldığım notlardan, öğrendiklerimden, dinleyip sevdiklerimden birer duble paylaşmak istiyorum. Diğer yandan Grey's Anatomy'nin eski bölümleri "izle beni" diye kulağımda çin çin çin ötüyorlar. Başka bir uçta ağır ağır akan bir kan birikintisi gibi okuduğum 1Q84, kuruyup kabuk tutmak istemiyor. Bambaşka bir köşede boyalarım, fırçalar ve boy boy, renk renk kağıtlara kayıyor kalbim. Bir şeyler yapasım, yaratasım, oyalanasım var.

Sanırım bütün bunlar acı çekmek ve yaratıcılık arasındaki pozitif korelasyondan kaynaklanıyor.

Kafamdaki dağınıklık çevreme yansımasa, oturduğum her masa bir karadelik gibi eşya birikintilerine dönüşmese, her adımımda kendimden biraz daha uzaklaşıp, benimi kaybetmesem belki toparlanırdım şimdiye. Eğer bir kitabı kaldırıp nazikçe, onun eksikliğine doğru eğilmiş diğerlerinin arasına koyabilir ya da dibinde iki damla viski kalmış bardağı, mutfaktaki bulaşıkların arasında onu bekleyen diğer bir bardağın tam içine yerleştirebilirsem, toparlanacağım ben de.


Giderken dağıttın etrafı. Gel şuraya da, toplamama yardım et.



Özlemenin Hardcore Hali


"It starts with one thing,
I don't know why
It doesn't even matter how hard you try.
Keep that in mind.
I designed this rhyme,
To explain in due time.

All I know,
Time is a valuable thing.
Watch it fly by as the pendulum swings,
Watch it count down to the end of the day,
The clock ticks life away.
It's so unreal.

Didn't look out below,
Watch the time go right out the window.
Trying to hold on, but you didn't even know.
Wasted it all just to watch you go.
I kept everything inside.
And even though I tried, it all fell apart.
What it meant to me,
Will eventually be a memory of a time when...

I tried so hard,
And got so far.
But in the end,
It doesn't even matter.

I had to fall,
To lose it all.
But in the end,
It doesn't even matter." - Linkin Park



seni seviyor, içkiyi de pek sevmiyorken; senden geriye kalanımı içkinin toparlaması çok garip değil mi?

on 14 Haziran 2012


"sarhoşum, düşünmekten
öldüm ben, hep sevmekten

her akşam votka, rakı ve şarap..."

Tekrar tutsam elini

on 13 Haziran 2012
Haykırarak söylemek istediğim bu işte.

Ben gitmedim.
Buradayım.
Sen ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş,
ben hep burada olucam.
Sadece elini uzatman yeter,
ben hiçbir yere gitmedim.


içimi eriten sıcak değil ki.

Şimdi ihtiyacım olan şey

on 12 Haziran 2012
ya bu
ya da bu

donuk bir karşılaşmaydın, içimi ısıttın.



Bugün, tesadüflere inanmaya başladığım gün.
Bugün, her ne olursa olsun aşka inanmam gerektiğini hatırladığım gün.
Bugün, unutmayarak en zor ama tek doğru yolu seçtiğimi anladığım gün.
Evet, hala umudum var.
Ondan, aşktan ve tesadüflerden...

" Aşk da zaten tesadüfen... "

Bugünden artakalan

on 09 Haziran 2012

"Öyleyse sen unut beni, yeter ki benden isteme."


Ve bir de Teoman'dan...

Cevapsız taraflarım var.

"If you love someone, don't throw it all away." Starsailor

Elimizde olan her şeyi çöpe atmaya değer mi?
3 senelik ilişki ikinci şansı hakketmez mi?
Sevgi mantıkla yönetilir mi?
Burnundan ayak parmaklarına kadar tanıdığın birini nasıl unutabilirsin ki?

Please

on 08 Haziran 2012
Elini avuçlarımın arasına alıp sana bunları söylemek istiyorum:
"Don't you worry, cause I'm staying here. Don't you worry, cause I'm not leaving. Don't you worry, cause I'll stay here with you, with you..."

Bir kez daha güven bana.

Kural dinlemezdi hani aşk? Nasıl yenildik, kime yenildik biz?

Oysa ki yaralarını en iyi ben biliyorum. Sana iyi gelemez miyim yine?
Hadi, izin ver cezam seni iyileştirmek olsun. Her şeyi silmektense, izin ver düzeltiyim devrik cümleleri bir bir.

Olmuyor.

3 haftadır her gece ölüp, her sabah yeniden diriliyorum. Siz de buna hayat diyorsunuz. Yaşamak buysa, ölüm nasıl olacak?

, ve .

on 31 Mayıs 2012
ben, yalnız ben tüm virgülleri ararken
sen, zira sen noktayı koymuştun zaten

aşk yorgun düşmüş, aşk meşgul
hiç gelmez, hiç gelmez bu günlerde


fall in the water just like a stone

on 29 Mayıs 2012



Ev değiştirmek güzel şey.

Tam da etrafım beni çepeçevre kuşatmış, parktaki bank, çiçekçinin önündeki araba, evine uzanan kaldırım taşları hep hatırlatmaya başlamışken ben kaçıyorum.

Benim şansım da böyle işte.
Güle güle Gayrettepe, güle güle eski hayatım.


Salı günü ritmim de bu:



Hadi dans edin!

Sunrise, sunrise

on 27 Mayıs 2012
Gülücük,
tekila.
Kahkaha,
tekila.

Sokak, güzel hava, arkadaşlar.
Tiyatro üstüne tiyatro.

The xx - Crystalised
Massive Attack- Paradise Circus
Caribou- Odessa


Yani iki günlük hayatımın soundtrackleri.

Bangır bangır bir cümleydi onun ki, ben sadece bir "seni seviyorum" fısıldayabildim.

on 25 Mayıs 2012
"Evet, ben bu ilişkinin tekrar yaşanamayacağını düşünüyorum."
"Evet, ben bu ilişkinin tekrar yaşanamayacağını düşünüyorum."
"Evet, ben bu ilişkinin tekrar yaşanamayacağını düşünüyorum."

Bu cümleyi duyduğunda "Ben bu ilişkiyi tekrar yaşamak istemiyorum" dememiş ama diye düşünmekti aşk.
Ve ben yeniden aşık olmuştum.

"Evet, bu ilişkinin tekrar yaşanamayacağını düşünüyorum."

savrulmuş her şey bitmiş ben yokken 
ta en derinden 
iliklerinden


Hadi...

on 24 Mayıs 2012
Hadi unut beni.
Her şeyimi unut.
Yolda karşılaşalım sonra.
Aşık olalım.
Balık tutalım.
Bira içelim.
Gezelim, gülelim.
Yemek yapalım,
karşılıklı yiyelim.
Kavga edip, sarılalım.
Odamızda dans edelim yine,
gözlerimize bakalım.
Yorsun bizi gün.
Birlikte "of, pof dışarı doğru".
Hadi soyun,
Birlikte uyuyalım.
Hadi sarıl,
üşüyorum.

Hadi gel, ne olur...



Midem bulanıyor, galiba dünya tuttu.

on 23 Mayıs 2012
neredeyse 1 hafta oldu.
her gün ağırlaşıyor pişmanlığım.
her gün çoğalıyor gözyaşlarım.
1 haftadır yaşamaya devam etmek için çabalıyorum.
ama sınava çalışabilmek imkansız.
yaşamsal faaliyetleri bile zar zor yürütürken, slayt ezberlemek imkansız.

okuduklarımdan midem bulanıyor.
yediklerimden midem bulanıyor.
hatalarımdan midem bulanıyor.
sensiz hayatım mide bulandırıyor.
günlerdir yastık kılıfına göz yaşı kusuyorum.


Paylaştığımız çarşafı, pikeyi, soluk seslerimizi, kokularımızın karışımını, martı seslerini, güneşin doğuşunu özlüyorum.
(Mayıs güneşini bile göremiyorum. Bu aralar perdelerim hep kapalı.)




Sen geldin sanmıştım, rüzgarmış.

ve en kötüsü,
kafanı çevirdiğinde
yanında birini bulamamak.
kayıp kıtalar gibi baktık birbirimize.



Boşluktaki bütünüm.

fark ediliyor,
eksilmişsin.
yığılırken bütünlüğüm,
çeyrek bile değilmişsin.
tereddütlü kollarında
ben çoğaldıkça,
sen eksilmişsin.


Gecenin ağlatanı: Coldplay-Up in flames

So its over.
This time i know its gone.
Salt water... Tasted it too long.
I only know I was wrong.
Now i know its gone...

Up in flames, Up in flames, Up in flames.
We have slowly gone.

So its over.
This time you are flying on.
This time i know no song to stop it burn, to stop it slowly gone.

mideye dolan gözyaşlarım var. o yüzden hep tokum.

O olmasa da şarkılar var yanımda.
Bir gece daha battaniye altında, 
karın ağrılarım,
bir fotoğraf,
şarkı sözleri
ve nemli yastığımla...

Sesini duymak istiyorum.

uyumadan önce sığındığım...

on 22 Mayıs 2012
"Will you stay with me, will you be my love
Among the fields of barley
We'll forget the sun in his jealous sky
As we lie in fields of gold

See the west wind move like a lover so
Upon the fields of barley
Feel her body rise when you kiss her mouth
Among the fields of gold
I never made promises lightly
And there have been some that I've broken
But I swear in the days still left
We'll walk in fields of gold
We'll walk in fields of gold"  - Sting

kendi kendime mırıldandığım...

on 21 Mayıs 2012
"Benim küçük sevgilim, ben sana neler yaptım? 
Kızdım sayfalarca. 
Onlar bilmez, onlar bilmez... 
Yakarlar canımı, sanki yoksun gibi. 
Sanki yalanmışız gibi..." - mor ve ötesi

benim yerime tıngırdayan gitar



sözlerin tek kelimesinde bile ne diyor bilmiyorum.
ama bence: "Pişmanım, seni çok seviyorum" diyor eminim.

birer yitik savaşçı

on 20 Mayıs 2012
Tükenir mi göz yaşı,
ağlanınca bütün duygular?
Geçmiş silinmez elbet,
üstüne hep
yeni sayfalar, yeni sayfalar...
"iki yüzlü, yalancı, yüzsüz"
"çöpe emek, çöpe sevgi.."
Hadi! Topla her şeyi.
Kelimelerim de yüzsüz,
çöpe hadi!


Sürekli alıntı yapıyorum, çünkü cümle kuramıyorum.
Bütün vücudumda bir karmaşa.
Hayatım sallanıyor.
Depremler, yangınlar ve seller...
Devam etmek çok zor.

"Without you this place looks like London,
It rains every day..."



ONE

on 19 Mayıs 2012
Did I disappoint you?
Or leave a bad taste in your mouth?
You act like you never had love
And you want me to go without?

Well it's...
Too late
Tonight
To drag the past out into the light.

We're one,
But we are not the same.
Will we
Hurt each other?
Then we do it again.

-U2





All I do...

on 18 Mayıs 2012
Cry for help, cry for love.

Brain Damage


And if the cloud bursts, thunder in your ear 
You shout and no one seems to hear. 
                  -Pink Floyd.

Sustuk, Kustuk...

on 22 Nisan 2012
sus, sus, sus
hızlı hızlı
yağdı yağmur
artık kus!
kelimeler çamur






on 04 Nisan 2012


benim için yaz geldi.
 

Borderless Dreamer Design by Insight © 2009